Cevaplar

2012-10-10T21:40:23+03:00

Bir milleti ayakta tutan, onun varlığını ve devamını sağlayan, millî şuuru besleyen, bir millete mensup olma hazzını veren ve bireylerini birbirine yaklaştırarak onlar arasında birlik yaratan unsur olarak dilin, millet hayatındaki yeri çok önemlidir. Öyle ki milletin varlığı, dilin varlığıyla mümkündür.

İnsanın geçmişini öğrenmesinde, gününü yaşamasında, geleceğine yön vermesinde, kişiliğini kazanmasında, aynı dili konuşan diğer insanlarla iletişim kurmasında ve kendisini ifade etmesinde dilin çok önemli bir araç olduğu muhakkaktır. Bu bakımdan dil bir anlamda bireye hizmet eder. Ancak, insan tabiatı gereği toplu hâlde yaşamaya ihtiyaç duyar. Çevresinde kendiyle aynı değerleri paylaşan insanların bulunmasını ister. Bu ortak değerlerin oluşturulmasında, paylaşılmasında, nesilden nesile aktarılmasında, milletin varlığını devam ettirmesinde dil, çok önemli bir görevi yerine getirir. Çünkü millet olmanın birinci şartı, aynı dili konuşmaktır.

Dil-Kültür-Edebiyat İlişkisi

Dil, insanların duygu düşünce ve düşlerini; özlem ve isteklerini anlatma aracıdır . Kültür ise;dil,din,ülkü gibi ortak duygu ve düşüncelerin bizde yarattığı değişim ve bileşimdir.Bu nedenle dil bir ulusun temel taşıdır.Dil kültür değerlerimizi geleceğe taşır ve edebiyatın da temel öğesidir.Dil, edebiyatın temel öğesi; edebiyat, kültür birikiminin kendisidir.

3 5 3
  • Eodev Kullanıcısı
2012-10-10T21:57:20+03:00

Varlık ve kavramların dil içindeki sözel karşılıklarına, kelime (sözcük) adı verilir. Bu karşılıklar, doğrudan veya dolaylı yoldan (ödünçleme-kopyalama) farkına varılmış olguların, o dili kullananlarca kabul edilmiş sözel kodlamalarıdır. Bunların varlık ve kavram adına karşılık olanlarına “isim (ad)” , onların iş ve hareket (olma ve yapma) karşılıklarına ise, “fiil (eylem)” türünden kelime (sözcük) denmektedir. Ama dil içindeki bütün sözel göstergeler “kelime” durumunda değildir. Dilin hangi alanda kullanıldığına göre (yazı dili, konuşma dili) vurgu-tonlama, beden dili, sözcük tercihleri ve cümle kurguları (öğe dizilişleri), ekleşme, ulama, noktalama…vb. , bulundukları yerde sözel gösterge ağırlığında ve önemli sayılırlar. 
Dil içindeki her sözel göstergenin varlık nedeni, gösterdiği “anlam”ıdır. Bu demektir ki, dilde yeri ve işlevi olan her bir sözel göstergenin “en az” bir tane anlamı vardır. “Doğru” sözel gösterge, doğru seçilmiş ve kullanılmış sözel göstergedir. Ancak, bir sözel gösterge kendisinden ibaret değildir. Dil, tek tek ve bağımsız anlam karşılıklarının yan yana konulmasıyla kullanılmaz. Bu nedenle, her bir sözel göstergenin, yanına gelen diğer sözel göstergelerle ilişkisini gözetmek gerekir.
İnsanın, bildiği bir dil (lisan) ile ilişkisine bakıldığında, şunu görürüz: Kişinin bir dili kullanabilmesinin temel koşulu; o dilin işleyişini, mantığını, anlamsal karşılıklarıyla sözel göstergelerini ve onların birbirleri üzerindeki etkilerini bilmesidir. Ne var ki, dille taşınacak “meram”ın doğru bir kanaldan yerine ulaşabilmesi için, o “meram”ı doğru anlayacak bir başka kişiye veya kişilere (alıcı-alıcılar) de ihtiyaç vardır. Şu halde ileti gönderme ediminin “iletişim” etkinliğine dönüşebilmesi, aynı dili bilen ve kullanan “verici-alıcı” rolleriyle mümkündür. Ancak, bir kişinin dili kullanıyor olması için yazması, konuşması, yazılanı okuması veya konuşulanı dinlemesi gerekmez. Kişi, “susma” anında da, dili kullanmaya devam eder.

1 1 1