Cevaplar

2012-10-10T22:36:32+03:00

ezgi::

1. müz. Belli bir kurallara göre düzenlenmiş, kulağa hoş gelen ses dizisi, haz, nağme, melodi: “Pir Sultan ağzından bir ezgi okuyup tüm yürekleri kendine bağladı.” -K. Bilbaşar. 2. müz. Bir müzik parçasında baştan sona kadar belirli yerlerde tekrarlanan ses dizisi. 3. mec. Kulağa hoş gelen ses veya söz dizisi. 4. mec. Gidiş, yol, tarz, tempo: Bundan böyle aynı ezgide sürüp gidemez. 5. hlk. Üzüntü, sıkıntı.

çarpıntı::

a. Kalbin hızlı ve sık vurması: “Uykularından çarpıntıyla uyanıyor, her an kötü bir şey olmasından endişe ediyordu.”

Temiz::

1. Kirli, lekeli, pis, bulaşık olmayan, arı (I), pak, münezzeh, hijyen, hijyenik: “Ayak basacak tek adımlık temiz yer yok.” -A. Ağaoğlu. 2. Özenle yapılmış: Temiz iş. 3. Çok az kullanılmış veya hiç kullanılmamış olan, özrü olmayan: Temiz araba. 4. Ahlakça lekesiz, necip, nezih. 5. zf. Kirli, lekeli, bulaşık olmayan bir biçimde: Temiz giyinmek.

zararlı::

Zarar veren, zararı dokunan, dokuncalı, muzır, tahripkâr: “Kanun ancak topluma zararlı olan şeyleri yasaklayabilir.”

dar::

(I) sf. 1. İçine alacağı şeye oranla ölçüleri yetersiz olan, geniş ve bol karşıtı: “Bütün gece eski kentin dar sokaklarında dolaştım.” -A. Ağaoğlu. 2. Genişliği az veya yetersiz olan, ensiz, mikro: “Sahilleri kucaklayan tatlı meltemler, bu mahallenin dar sokaklarından geçmiyordu.” -S. Derviş. 3. Az, elverişsiz, sınırlı: “Dar ve alıştığımız çerçeve içinden çıkmak bizi şaşırtacağı için onu istemeyiz.” -A. H. Çelebi. 4. Sıkıntılı: “Dar bir gün gelmiş birinden üç beş kuruş almışım, ne çıkar!” -M. Ş. Esendal. 5. mec. Yetersiz: “Bazıları mefkûrenin enginliğini ve azametini tamamıyla kavrayamayacak derecede dardırlar.” -Y. K. Karaosmanoğlu. 6. zf. Güçlükle, ucu ucuna, ancak: “En sonra, pek çok sıkılan çocukların zoru ile akşam altı postasına dar yetiştiler.” -M. Ş. Esendal.

 pahalı::

sf. Fiyatı yüksek olan, ucuz karşıtı: “Ana kız ikisini de sevinçlerinden çıldırtacak kadar ağır, pahalı hediyeler getirmişti.” -R. H. Karay.

 dolu::

(II) sf. 1. İçi boş olmayan, dolmuş, meşbu, pür, boş karşıtı: Su ile dolu bir şişe. 2. Bir yerde sayıca çok: Dağda keklik dolu. 3. Boş yeri olmayan, her yeri tutulmuş olan: “Haftaya pazartesiye kadar bütün uçaklar dolu.” -A. İlhan. 4. Boş vakti olmayan, meşgul: Bugün doluyum. 5. Çok olan (iş, uğraş, olay vb.). 6. İçinde atılacak mermisi bulunan (top, tüfek vb. ateşli silahlar): Tabanca doludur, dikkat edin. 7. Tornacılıkta delik açılmamış (gereç). 8. mec. Bir duygunun güçlü etkisinde olan. 9. a. esk. İçki doldurulmuş bardak.

 Umarım yardımım dokunur :)


1 5 1
2012-10-10T22:39:25+03:00

TEMİZ, KİRLİ OLMAYAN

ZARALI, YARARLININ ZITTI

EZGİ, MELODİ

PAHALI, FİYATI KABARIK OLAN

0