Cevaplar

2012-10-11T09:44:40+03:00

Çocukluğu:
Peygamberimiz 20 Nisan 571 yılında Mekke'de doğdu. Doğduğu gece cihan nur ile doldu. Kisra'nın sarayının direkleri sarsıldı, ateşe tapanların tapındıkları ateş söndü. Bunlar battim yıkılacağına, dalalet bulutlarının paramparça olacağına işaretti. Peygamberimiz hem baba hem de anne tarafından faziletçe üstün bir sülaleden geliyordu. Soyu Hz. İbrahim'e dayanıyordu. Kendi ifadesine göre sevgili Peygamberimiz Ademoğulları soylarının en temizinden yaratılmıştı. Dört yıl kadar Sa'd kabilesinden Halime'nin yanında kalan Peygamberimiz oraya bereketin girmesine sebep olmuştu. Altı yaşında iken annesi Amine ile Medine'ye gitti, akrabaları ve babasının kabrini ziyaret etti. Dönüşte annesi de ölmüştü ve altı yaşında bulunan sevgili Peygamberimiz hem babadan hem de anadan yetim kalmıştı. 

Gençliği ve evliliği:
Peygamberimiz (s.a.v.) annesi ve dedesinin ölümünden sonra 8 yaşından itibaren amcası Ebu Talib'in yanında kaldı ve çocukluk yıllarını Ebu Talib'in yanında geçirdi. Ev işlerinde ona yardım etti, amcasının keçilerini güttü. Ebu Talip ailesi, Peygamberimizi çok sevmişlerdi. 12-13 yaşmda iken Ebu Talip yeğenini de bir ticaret kervaniyle Suriye'ye doğru götürdü. Busra yakınlarında Rahip Bahira onlarla görüştü ve Hz. Muhammed'in heklenen Peygamber olduğunu anladı. Ebu Talib'e Efendimizi korumakta dikkatlı olmasını hatırlattı. Reygamberimiz 14 yaşmda iken Kureyş ile Hevazin kabileleri arasında cereyan eden Ficar savaşına Abdülmuttalip oğullarını temsilen katıldı. Ancak kendisi ok atmadı. Atılan okları toplayıp amcalarına verdi. 
Peygamberimiz ticaretle uğraşan bir ortamda ve bu işle meşgul olan bir aile çevresinde yetişmişti. Gençlik çağına geldiğinde akranları arasında dürüstlüğü ile temayüz etmiş ve dikkatleri üzerine çekmişti. Böylece ticaret alanında kolaylıkla iş bulabilmişti. Nitekim Hz. Hatice'nin büyükçe bir kervanında Suriye'ye alıp götürdü. Üç ay sonra iyi bir kazançla dönüyor ve Hz. Hatice'nin dikkatini de çekiyordu. Nihayet iki taraf yakınlarl ile aile yuvası kurulmuş oldu. Hz. Hatice kendisini isteyen pek çok zengini reddetmiş, buna karşılık yoksul fakat azimli, çalışkan ve dürüst olan Peygamberimizi seçmişti. Bu sırada Hz. Hatice 40, Hz. Muhammed ise 25 yaşındaydı. Peygamberimizin Hz. Hatice'den "Kasım ve Abdullah adlı oğullarıyle; Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm ve Fatıma adlı kızlan" dünyaya geldi. ibrahim ise Mısırlı Mariye'den doğdu. Oğulları küçükken öldüler, Fatıma dışında öteki kızları da Peygamberimizden önce öldüler. 
Yıkılan Ka'be tamir edilirken sıra karataşı (Haceru'l-Esved'i) köşesine koymaya gelince kabile reisleri işi kavgaya dökmüşlerdi. Ancak bu konuda hakem olan sevgili Peygambeiimiz taşı yaygının ortasına koyup kabile başkanlarına taşıttı ve köşeye gelince kendi eliyle yerleştirdi. Böylece herkes taşımış oluyordu ve hiç bir kabile başkanı tek başına "Bu işi ben yaptım" diye övünemiyecekti. Kavga nihayete ermişti.

1 5 1
2012-10-11T09:51:38+03:00

l- HZ. MUHAMMED (S.A.S)’İN ÇOCUKLUK DÖNEMİ 

1- DOĞUMU:

Hz. Muhammed (s.a.s.) Milâddan sonra 571 senesi, Fil Yılı’nda, 12 Rebiülevvel (20 Nisan) pazartesi gecesi sabaha karşı, Mekke’nin doğusunda bulunan “Hâşimoğulları Mahallesi”nde, babasından kendisine mirâs kalan evde doğdu. Arapların takvim başı olarak kullandıkları “Fil Vak’ası”, Peygamberimiz (s.a.s.)’in doğumundan 52 gün kadar önce olmuştu.(18)

Abdülmuttalib, torununun doğumu şerefineverdiği ziyâfette çocuğun adını soranlara:

“Muhammed adını verdim. Dilerim ki, gökte Hakk,yeryüzünde halk, O’nu hayırla yâdetsinler…” cevâbını verdi.

Annesi de “Ahmed” dedi. (Muhammed, üstünlük ve meziyetleri anılarak çok çok övülüp senâ edilen; Ahmed de Cenab-ı Hakk’ı yüce sıfatları ile öven, hamdeden kimse demektir.(19) İslâm târihçileri, Peygamberimiz (s.a.s.)’in doğduğu gece bir takım olağanüstü olayların meydana geldiğini naklederler. O gece İran Kisrâsı (Hükümdarı)’nın Medâyin şehrindeki sarayının 14 sütûnu yıkılmış, mecûsîlerin İran’da Istahrâbat şehrinde bin yıldan beri yanmakta olan “ateşgede”leri sönmüş, Sâve (Taberiyye) gölü yere batmış, bin yıldan beri kurumuş olan Semâve deresi’nin suları taşmış, mecûsîlerin büyük bilgini Mûdibân korkunç bir rüya görmüş, Kâbe’deki putların yüz üstü devrildikleri görülmüştü. Gerçekten O’nun doğması ile bütün dünyada hüküm sürmekte olan cehâlet ve küfür ateşi sönmüş, putperestlik yıkılmış, zulmün baskısı son bulmuştur.


II- HZ. MUHAMMED (S.A.S.)’İN GENÇLİK DÖNEMİ

1- EBÛ TÂLİB’İN HİMÂYESİ

Peygamberimizin hayâtının sekiz yaşından yirmibeş yaşına kadar olan dönemine “gençlik devresi” denilir. Bu devrede Rasûlullah (s.a.s.) amcası Ebû Tâlib’in yanında, onun himâyesi altında bulunmuştur.

Ebû Tâlib, zeki ve âlicenâb bir zâtdı. Zengin olmamakla beraber, asâleti ve âlicenâplığı sebebiyle herkesten saygı görüyordu. Yeğeni Hz. Muhammed’i çok seviyor, hiç yanından ayırmıyordu.

2- SEYÂHATLERi

a) Şam Seyâhati

Mekke iklimi zirâate elverişli olmadığından, Mekkeliler ticâretle uğraşırlar, çocuklarını da ticârete alıştırırlardı. Ticâret için kervanlarla, yazın Şam’a, kışın Yemen’e seyâhet ederlerdi. Ebû Tâlip de diğer Mekkeliler gibi kervan ticâreti yapıyordu. Bir defasında Şam’a giderken, Hz. Muhammed (s.a.s.)’e amcasından ayrılmak zor geldi; kendisini de yanında götürmesini istedi. Ebû Tâlib çok sevdiği yeğenini kırmadı. O’nu da kafileyle beraberinde götürdü. Bu esnâda henüz oniki yaşındaydı.

Şam’ın 90 km. kadar güneyinde Busrâ (Eski Şam) denilen kasabada “Bahîra” adında bir Hıristiyan râhibi vardı. Kasabaya uğrayan kervanlarla hiç ilgilenmediği halde, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in içinde bulunduğu kervanı karşılayarak bütün kafileye bir ziyâfet verdi. Bahîra okuduğu kutsal kitaplardan edindiği bilgilerle, Hz Muhammed (s.a.s.)’in simâsından, O’nun istikbâlini sezmişti. O’nunla konuştu. Sorular sordu. Aldığı cevâplar, kanâatini kuvvetlendirdi. Şam yolculuğunun bu çocuk için tehlikeli olacağını düşündü. Ebû Tâlib’e:

-”Bu çocuk son Peygamber olacaktır. Şam Yahûdîleri içinde O’nun alâmet ve vasıflarını bilen kâhinler vardır. Tanırlarsa, ihânet ve kötülüklerinden korkulur. Bu çocuğu Şam’a götürmeyiniz…”dedi. Bu sözler üzerine Ebû Tâlib Şam’a gitmekten vazgeçti. Alışverişini burada bitirip, geri döndü.(34)

Son Peygamberin geleceği ve O’nun bir çok vasıfları Tevrât ve İncil’de bildirilmişti. Bu sebeple, Yahûdî ve Hristiyan bilginleri, O’nun alâmetlerini ve vasıflarını biliyorlardı. Hicretten sonra Müslüman olan Medineli Yahûdi âlimi Abdullah İbn Selâm’ın “Tevrat’ta Hz. Muhammed (s.a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’ın sıfatları vardır” dediğini, “Kütüb-i Sitte” denilen altı güvenilir hadis kitabından Tirmizi’nin es-Sünen’inde rivâyet edilmiştir.”(35)


0