Cevaplar

2012-10-13T17:09:29+03:00

16.yüzyıl Divan edebiyatının, özellikle şiir alanında en parlak çağıdır. Her alanda pek çok değerlerin yetiştiği bu dönem Divan edebiyatının “altın çağı” dır. 16. yüzyıl ayrıca Osmanlı İmparatorluğu’nun  siyasi ve sosyal bakımdan en parlak çağını yaşadığı  dönemdir.                                      

13. ve 14. yüzyıllar boyu kuruluş aşamasında olan Türk Divan şiiri 15. yüzyılda bu kuruluşu tamamlamıştır. 16. yüzyıla gelindiğinde Arap ve Fars nazireciliği/ taklitçiliği Baki, Fuzuli gibi şairlerin öncülüğünde sona ermiş; Türk Divan edebiyatı kendi içinde özgünlüğüne kavuşmuş-tur.  Türk edebiyatı, Anadolu dışında da gelişimini sürdürmüş, bu yüzyılda Azeri Türkçesine Fuzuli, Çağatay Türkçesinde de Babür Şah önem kazanmıştır.  Önceki yıllarda Türkçeye girmekte olan Arapça ve Farsça sözcüklerin sayısı bu dönemde iyice artmış; böylece, Türkçe-Arapça-Farsça karışımı üçüzlü bir yapı gösteren Osmanlı Türkçesi oluşmuştur. Osmanlı Türkçesi’nin her türlü duygu ve hayal inceliğini anlatmaya elverişli bir şiir dili olarak görülmesi, şairlerin gittikçe Türkçeden uzaklaşmalarına yol açmıştır. Bu durumdan kaygılanan bazı şairler, salt Türkçe şiirler yazmaya yönelmişlerdir. 15. Yüzyılda Aydınlı Visâlî’nin başlattığı çabalar, bu yüzyılda Tatavlalı Mahremi  ve  Edirneli Nazmi  ile Türkî-i Basît (Sade Türkçecilik ) akımına dönüşmüştür. Ancak, bu şairlerin güçsüz sanat-çılar olması nedeniyleSade Türkçecilik büyük şairlerce kabul görmemiştir.16. yüzyıl, edebi-yatımızda “şehrengiz” yazıcılığının gelişme dönemidir. Türk edebiyatını ilk şehrengizi,  15.  yüzyıl  şairi  Mesîhî’nin   “Edirne Şeh-rengizi” dir. Divan edebiyatının  ilk şehrengiz-leri olan  Zatî’nin  Edirne  Şehrengizi ileLâmiî’nin Bursa Şehrengizi bu dönemin ürünüdür.                                                   

Türk Divan edebiyatında tezkireciliğin   temelleri de bu yüzyılda atılmıştır. İlk tezkire, Edirneli  Sehî  Bey’in  Heşt  Behişt  ( Sekiz Cennet ) adlı tezkiresidir ki Osmanlı Türkçesi şairlerini içine alır.  Diğer tezkire yazarları ve eserleri şunlardır :                                      

LÂTİFΠ      Lâtifî  Tezkiresi                                

ÂŞIK ÇELEBİ     Meşâirü’ş-Şuârâ ( Şairlerin Duyuları )                                         

KINALIZÂDE HASAN ÇELEBİ   Tezkiretü’ş-Şuârâ

AHDÎ    Gülşen-i Şuârâ

Sözlü gelenek, Anadolu’da şehirleşmenin de etkisiyle âşıklık geleneğini oluşturmuş; bu âşıklık geleneği Divan edebiyatından ayrı bir kolda gelişimini sürdürmüştür.

FUZULİ (?-1556)

Sadece 16.yüzyılın değil, bütün Divan Edebiyatı’nın en büyük şairi kabul edilir. Platonik aşkı işlediği lirik şiirleri ve diğer eserleri bütün Türk ve İslam diyarlarında bilindiği gibi dünya çapında da üne sahiptir. Bağdat dolaylarında yaşamış, Azeri Türkçesiyle yazmıştır. Arapça ve Farsça eserleri de vardır. Din vetasavvuf bilimleri kadar ; tıp, matematik, kimya gibi bilimlerde de ilerdedir.

Fuzûlî’de aşk :

Fuzûlî’nin ilhamının başlıca kaynağı “aşk”tır. Aşk teması Divan şiirinde çok kere ele alınmıştır; fakat hiçbiri Fuzûlî’ninki kadar derin, samimi ve  yüksek bir heyecanla işleyememiştir.  Fuzuli’ye göre insan hayatı ıstıraplarla doludur. Dünya, bütünüyle ıstırap ocağıdır. Bu ıstıraplar içinde aşk ıstırabı, insanı olgunlaştıran, yücelten kutsal bir ıstıraptır. İnsan, derece derece yükselerek Allah’a kadar ulaşan, maddi haz ve karşılıklardan uzak bir aşka bağlanmalı ve bu aşkın ıstırabını çekmelidir. Ancak böylece olgunlaşır ve gerçek insan, olgun insan haline gelir. Fransız filozof Descartes’ın “Düşünüyorum, öyleyse varım.” sözünü Fuzûlî’ye göre şöyle uyarlayabiliriz : “Aşığım, ıstırap çekiyorum; o halde varım.”  Buna göre Fuzûlî, “var olma” yı âşık olmaya ve ıstırap çekmeye bağlamaktadır.

Tasavvufçudur denemez; ama Allah aşkı, Hz. Muhammed’e ve ehl-i beytine sevgisi eserlerinde büyük yer tutar. Sofiler gibi aşk acısından hoşnuttur. Ondan uzak kalmak istemez. Kendine özgü içten, içli, lirik bir anlatımı vardır.

Düz yazıda da güçlüdür. Divanında yer alan “Su Kasidesi” adlı şiiri çok başarılı bir naat örneğidir.

Eserlerinden önemlileri şunlardır;

1) Türkçe Divan,

2) Farsça Divan,

3) Arapça Divan,

4) Şikayetname ( Fuzûlî’nin nesir alanında önemli bir eseridir. Kendisine vakıflar idaresi tarafından bağlanan maaşı alamayan şair, memurlarla ilgili şikâyetini bir mektup halinde Nişancı Paşa’ya yazar. ”Dedim…Dediler…” biçiminde devam eden mektup oldukça ilgi çekicidir. Süslü nesrin bir örneğidir.)

5) Leyla ile Mecnun (Mesnevi’dir. Eserde, sevgiye olan aşktan Allah aşkına geçiş konu edilir.)

6) Kırk Hadis Tercümesi (İranlı, şair Molla Câmii’den)

7) Hadikatu’ s Suada (Kerbela olayını anlatır. Secili düzyazı biçiminde, Türkçe)

8) Beng ü Bade

9) Sıhhat ü Maraz (Farsça, sağlıkla ilgili)...

ZÂTİ   ( 1471-1546 )

Yavuz ve Kanuni’ye kasideler yazmıştır.

Baki’nin yetişmesinde katkısı vardır.

Şems ü Pervâne adlı mesnevisi, Edirne Şehrengizi ve Divan’ı vardır.

BÂKΠ (1526-1600)                                   

16.yüzyılın öteki büyük şairi Bâki’dir. “Sultanü’ş-şuara”(şairlerin sultanı) olarak tanınan baki çok iyieğitim görmüş, bunun sonucunda değişik medreselerde müderrislik yapmış; kadılık, kazaskerlik görevinde bulunmuştur.Osmanlı devletinin en ihtişamlı döneminde İstanbul’da yaşayan şair, şiirlerinde devrinin zenginliğini, görkemini yansıtmıştır.

İlmiyle sınıfından olan Bâki, bu sınıfın en üst makamı olan şeyhülislamlığı çok istemiş, fakat bu isteğine ulaşamamıştır.

Şiirlerini Osmanlı Türkçesi ile yazan Bâki’nin dili çağına göre sadedir. Yer yer çok sade ve doğal bir Türkçe ile beyitler yazan şair, şiirlerinde halk deyimlerine bolca yer vermiştir.

 

0
2012-10-13T17:11:04+03:00

 Fuzûlî’nin nesir alanında önemli bir eseridir. Süslü nesrin bir örneğidir.

0