Cevaplar

2012-10-13T18:09:54+03:00

Dizimizin ikinci bölümünde de bu ay Fahameddin Başar ‘tarihçi’ bir başbakanı Ord. Prof. Şemsettin Günaltay’ı anlatıyor...
Osmanlı’nın son döneminde yetişen Şemsettin Günaltay Cumhuriyet devrinin önemli bir tarihçisi ve devlet adamıdır.
1883 yılında şimdiki adı Kemaliye olan Eğin’de doğdu. Babası müderris İbrahim Edhem Efendi annesi Sâliha Hanım idi. Küçük yaşta İstanbul’a gelerek önce Üsküdar’da Ravza-i Terakki Mektebi’nde sonra Vefa İdâdîsi’nde okudu.
Arkasından Cumhuriyet devrinde adı ‘Yüksek Öğretmen Okulu’ olarak değiştirilecek Dârülmuallimîn-i Âliye’ye devam ederek 1905’te bu okulun Fen Şubesi’nden birincilikle mezun oldu.
Bu arada özel olarak Arapça ve Farsça derslerine devam ederek dinî ilimlerde kendisini yetiştirdi. Ayrıca Fransızca öğrendi.
Meslek hayatına İstanbul Dârüşşafaka’da ‘Hendese Muallimliği’ (geometri öğretmenliği) ile başlayan Mehmet Şemsettin daha sonra Kıbrıs İdâdîsi’nde müdür muavinliği ve müdürlük yaptı.
Başarılı bir öğretmen ve iyi bir idareci olan Şemsettin tabii ilimler okumak üzere Maarif Nezâreti tarafından 1909’da İsviçre’nin Lozan Üniversitesi’ne gönderildi.
Bir yıl sonra yurda döndükten sonra bu defa Midilli İdâdîsi’nde ve İstanbul Gelenbevi İdâdîsi’nde müdürlük yaptı. İstanbul Dârülfünunu’nda yapılan 1915 reformu sırasında Edebiyat Fakültesi’nde Türk Tarihi ve Medeniyet Tarihi müderrisi olan Mehmet Şemsettin aynı zamanda dönemin en yüksek medresesi sayılan Süleymaniye Medresesi’nde de Dinler Tarihi müderrisi idi.
1919’da ise Edebiyat Fakültesi İslâm Kavimleri Tarihi ve Süleymaniye Medresesi İslâm Felsefesi müderrisliklerine tayin olundu...
Şemsettin Günaltay 1924’te Dârülfünun İlahiyat Fakültesi’nde İslâm Tarihi ve Fıkıh Tarihi müderrisi ve aynı zamanda ‘Fakülte Sekreteri’ olmuştu. Ertesi yıl bu fakültede Dekanlık görevine getirildi.
Tarih Müderrisi Mehmet Şemsettin meslek hayatına başlar başlamaz siyasetle de ilgilenmiş ve çeşitli devlet işlerinde çalışarak Başbakanlık makamına kadar yükselmiştir.
O daha 1915’te İttihat ve Terakkî Fırkası’ndan Ertuğrul (Bilecik) mebusu seçilerek Meclis’e girmiş ve böylece siyasî hayata atılmıştı. Bu görevi Meclis-i Mebusan’ın kapatıldığı 1920’ye kadar sürdü. Bu sırada Dârülfünun’un ıslahat çalışmalarında da görev alan Mehmet Şemsettin Mütareke günlerinde İstanbul Darülfünunu’nda millî davayı kuvvetle savunan ve gençlere yol gösteren başlıca hocalardan biri idi.
1918’de Meclis-i Mebusan idare memuru oldu. I. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan ve harp sorumlusu olarak İttihat ve Terakkî ileri gelenlerini sorgulayan Divan-ı Harp komisyonunda yer aldı.
1920’de Teceddüd Fırkası’nın kurucuları arasında bulunan Mehmet Şemsettin Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin İstanbul teşkilâtında da görevli idi. Bu sırada Mustafa Kemal’in emriyle İstanbul’da Cumhuriyet Halk Partisi teşkilâtını kurmaya memur edildi.
Daha sonra Kuvâ-yi Milliye içinde bulunan ve İstanbul Belediye Meclis Üyeliği ve Reis Vekilliği’ne seçilen Günaltay’ın siyasî hayatının ikinci devresi ise 1923’te Cumhuriyet Halk Fırkası Sivas Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki görevi ile başladı...
Şemsettin Günaltay siyasî hayatının yanı sıra genç Türkiye Cumhuriyeti’nin önemli bir ilim adamı idi. Siyaset ile ilim adamlığını beraber yürüten Günaltay Mustafa Kemal’in isteği ile 1931’de ‘Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’ adıyla kurulup 1933’te ‘Türk Tarih Kurumu’ adını alan kurumun kuruluşundan itibaren kurucu üyesi olmuş ve 1941’de bu kurumun başkanlığına seçilerek bu görevini vefat etmiş olduğu 1961’e kadar 20 yıl sürdürmüştür.
Şemsettin Günaltay fen ve tabii ilimler öğrenimi gördüğü halde tarihçi olmayı tercih etmiş ve çalışmalarını bu alana yöneltmişti. Daha ilk görev yıllarında iken İslâm düşüncesi ve tarihi üzerine yazılar yazmaya başlayan Günaltay bu yöndeki makalelerini 1909 yılından itibaren ‘Sırât-ı Müstakîm’ ve daha sonra ‘Sebilürreşad’ adlı haftalık dergilerde yayımlamış ve böylece dönemin modern İslâmcıları arasında yer almıştı.
Ancak o Batı kültürü ile temasından kazanmış olduğu tenkit ruhu ile hareket ederek ‘Modernist İslâmcı’ sıfatı ile aşırı İslâmcılardan ayrılmıştı. Nitekim o yazılarında İslâmiyet’in ilerlemeye engel olmadığı gerçeğini ısrarla dile getiriyordu ve “eğer Türkler İslâm camiasına girmemiş olsalardı İslâm medeniyeti vücut bulmaz o derece inkişaf etmez o derece geniş iklimlere dağılmazdı” diyordu.
Önceleri daha çok felsefe ağırlıklı yazılar yazan Günaltay bir süre sonra sosyal konulara yönelmiş ve 1911’de kurulan Türk Ocağı’nda tarih dersleri ve konferanslar vermeye başlamıştır.

0