Cevaplar

En İyi Cevap!
2012-10-14T16:06:35+03:00

Olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu" shakespeare "Hamlet" tiyatro eserinde Hamlet'in(var olması)ölen babası(var olmaması) ile konuşmaları ve kendi içinde oluşturduğu düşüncelerinde var olmak veya olmamak durumunu sorguluyordu. Bu sorgusunun anlaşılmaması endişesini veya her sanatçının yapdığı gibi ana konu üzerine insanları, duyguları ve olayları değişik zaman ve mekan içersinde sunarak eserlerinin bir seri içersinde sanatseverlere sunma heyacanını yaşamak istemişti. Tarih boyunca bir çok sanatçı iyi- kötü vb. zıtlığını eserlerinde kullanmıştır.Hayatımızda herşeyin zıt durumunu çıkarabiliriz. Zıttını bulmakta güçlük çektiğimiz durumlar için olması ve olmamasını kullanabiliriz. Biz insanların algısına göre evrende zıtlığın olmadığı gibi zamanda yoktur. Evreni anlama çabasında olurken zıtlıkta decerelendirmeyi, zaman ise güneş, dünya ve ay dönenceleri temel alarak oluşturulmuştur. Bu kavramların anlamını dilbilgisinde değil. Felsefede aranmalıdır. Henüz pragmatik(faydacı) yanı görülemeyen ve bilime aktarılması düşünülmeyen her bilgi felsefenin bir bilgisi olarak önümüzde duracaktır.

Anlamlandırma çabasında biz canlılar üzerinden zıtlık derecelendirmelere değinirsek şu örnekleri verebiliriz. Mutluluk ve mutsuzluk. Eğer mutsuzluk olmasaydı mutluluğun anlamı değişir miydi bizim için? Sürekli mutlu olsaydık ve mutsuzluk olmasaydı mutluluk bizim için nefes almak kadar doğal bir hale gelirdi. Böylelikle varlığını hissemezdik. Ta ki mutsuzluk ortaya çıkana kadar. Susamayınca su içme davranışı göstermememiz gibi.

Havasızlık sorunu ortaya çıkana kadar hava almak bizi meşgul etmeyecektir. Bu gün sağlığım yerinde diyebiliyorsak daha önce hastalandığımız veya hasta birini gördüğümüz içindir.

Çok tekrarlanan durumlar bizler için basit ve sıradan duruma geliyor. Az tekrarlanan durumlar ya da sürekli tekrarların aksaması önemli ve olağanüstü oluyor. Onun içindir ki az yapılan iyi durumlar tekrar oluşturulmaya çalışılır; ta ki bu durum sıradan olacak kadar doyuma ulaşsın. Sürekli yapılıp varlığını hissetirmeyen oluşumlar bizleri üzerine basamak oluşturup çıkabileceğimiz aşamalar olarak değerlendirilmemelidir. Dolayısıyla yeni düşüncelerimizi şartlara bağlamamalıyız.

Dünyamızda sürekli bir hareket vardır. İnsanlar bu harekete ayak uydurdular. Ülkeler henüz değil. Dünyaya uyum sürecini aşıp dünyayı(çevre ve savaş) kendine uydurmaya zorlarken ona zarar mı vermektedir ? Bu süreç ne zaman sınırını çizecek ve boyut değiştirecektir.

Artık dünyada ikiyüz devlet resminde ikizyüz insanın yaşadığı (toplumun insancıllaştığı) dönemler ışığında dünyanın küçülüp insanların belirginleştiği ortamda uluslararası ilişkilerin sırlarını saklayamadığı gerçeği savaşları engelleme fırsatı da sunmaktadır.

Benden sonrası tufan diyen düşünce bir insana veya insanlığa ait olamaz. Nasıl bir insan dünyaya hakim olamayacağı gibi yok edemezde. Kendisini milyonların desteklediği yanılgısında olsa bile.

Yoksa canlılık kendini yoketme misyonuyla kurulmuş olup bu yönde mi ilerliyor ? Yokluğun(cansızlığın) kural olduğu gibi görünen evrende istisna olmaya devam etmenin yolları bulunacak mı ? Evrenin yaratıcısının bize sunduğu bu sınavdan erken mi pes edeceğiz. İnsan dışındaki canlıların kendilerini yoketmeyip dünya sürecine bıraktığını görebiliriz. İnsanlık tarihine baktığımız da cevaplar hep insanlığın kendini yenilemesi şeklinde olmuştur. Bu düşüncesi ise evrende olmayan başlangıç, gelişme, sonuç derecelendirmelerinin kendi üzerinde uygulama zorunluluğunu hissetmesinden olabilir.

Nükler savaş, küresel ısınma tehdidi, var olmanın değerini yok olmadan da anlayabildiğimizde bitecektir. Biz insanlar düşmanlarımızın farklı hallerimizdeki bizi temsil ettiğini zor unutup, kolayca hatırlamalıyız.

Barış içinde ve çevresi temiz olan dünyada yaşama ümidiyle.

1 5 1