Cevaplar

2012-10-14T17:35:03+03:00

  Vahiy, Allah Teala"nın, peygamberliğe seçtiği kişilerle, emirlerini iletmek amacıyla, niteliği bizim his ve idrakimizi aşan bir tür tekellüm şeklidir.   

Allah Teala şöyle buyuruyor:

 Biz, Nuh"a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik.[1] 

    Büyük filozof Sadruddin Şirazi şöyle yazıyor: İnsan nefsi ister vacib-ül vücut, ister mümkün-ül vücut olsun, bütün hakikatlerin onda tecelli etme kabiliyetine sahiptir.  Ancak bu tecelli nefsin zorunlu bir sıfatı olmadığından önceden zikrettiğimiz bir takım dış etkenler buna mani olabilir. Nefis aynen bir ayna misalidir. Engelleyici sebepler ise, onunla Allah Teala"nın kıyamete kadar bütün olup bitenleri kaydetmiş olduğu Levh-i Mahfuz cevheri arasında bir perde oluşturmaktadır. İşte bu engelleyici sebepler gittiği taktirde ilmi hakikatler işbu akli levhadan nefis aynasına yansıyacaktır. 
    Nasıl ki, iki ayna arasında olan engel bazen işe koyulan birinin çabasıyla gider, bazen de örneğin, bir rüzgar esmesi o engeli giderebilirse, böylece insanoğlu da, ilmi hakikatlere bazen kendi tefekkür gücüyle eşyadan ilmi suretleri soyutlayarak varabiliyor, bazen de ilahi lütuf rüzgarı sayesinde bu engeller ortadan kaybolur. Böylece basiret gözünden perdeler kalkar ve Levh-i Mahfuz"da yazılı olan ilmi hakikatlere nail olup görebilir. 
    Bu, bazen uyku halinde gerçekleşebilir. Böylece gelecekte olacak şeyleri rüyada görebilir. Fakat, tam anlamıyla perdenin kalkıp hakikatin tecelli etmesi, ancak ölüm hakikatinin tecelli etmesiyle gerçekleşir. 
    Bundan anlaşıldı ki, insan ilmi hakikatlere çeşitli şekillerle ulaşabilir. İnsan bazen, bizzat her kesin kendi sahip olduğu kazanma, talim ve taallüm (eğitim ve öğrenim) yoluyla ilim elde edebilir. Bazen de, kişinin kendi şevk ve isteğinden sonra veya şevk ve istek söz konusu olmadan ilim ona akım eder. Öyle ki, nasıl ve nereden geldiğini anlayamaz. Bu ikinci kısım ilim edinme yoluna sezgi ve ilham denir. Bunun kendisi de iki kısma ayrılır. Bazen böyle bir ilme mazhar olan kişi, o ilmin sebebi ve kaynağı olan şeyi anlar. Bu, Allah tarafından ilim getiren meleği müşahede etmekle olur. Bazen de, o ilmin kaynak ve sebebini teşhis edemez. O halde ilim edinme yolu bu üç yoldan ibarettir. Birincisine kazanma ve talim, ikincisine, sezgi ve ilham, üçüncüsüne de vahiy denir. Vahiy yolu peygamberlere, sezgi ve ilham yolu da, velilere mahsustur. Birinci yol ise, bütün insanlar arasında ortaktır İşte bunun içindir ki, Allah Teala: Allah bir insanla ancak vahiy suretiyle veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderir; izniyle, dilediğini vahyeder. Doğrusu O, yücedir, Hakimdir[2] buyuruyor. [3]
İşbu tanıma göre vahiy, ilahi ilmi getiren meleğin vahiy alan kişi tarafından bilindiği ilim türüne denir. Nitekim bazı hadislerde de, peygamberler ile veliler arasındaki farkın bu olduğu belirtilmiştir. Yani, vahiy alan peygamber kendine ilahi ilmi getiren meleği görür, ama ilham alan veli görmez.

0