Cevaplar

  • Eodev Kullanıcısı
2012-10-15T14:01:35+03:00

...kompozisyon mu istiyorsun anlamadım?
Yaşlılık

Yaşlanan insanda olumlu ve olumsuz yönde ne gibi değişiklikler olur? Bazı yaşlı tipleri Gençlerin yaşlılar hakkında bilmedikleri şeyler nelerdir? Yaşlıların en önemli psikolojik sorunu nedir? Yaşlılar ve ölüm korkusu

Tıp dünyasında yaşanan ilerlemeler insanların yaşam sürelerini epeyce uzattı 1700’lerde yaşlıların % 10’u 65 yaşına kadar yaşarken, 2000’li yıllarda bu oran % 75’e yaklaştı Yaşlı nüfus çoğalınca, yaşlanmayla ilgili sorunlar da doğal olarak arttı Yaşlanmanın ya da yaşlı olmanın psikolojisine göz attığımızda şunları söylemek mümkün olabilir: Yaşlanma, eskime, güçten düşme canlı ya da cansız bütün varlıkların karşısına çıkan bir gerçektir Yaşlanan insanın saçları beyazlar, cildi kırışır, bedeni zayıflarken psikolojik dünyasında da birtakım değişiklikler olur Sözgelimi, gençlik dönemindeki zeka keskinliği azalır, yeni bilgileri hafızasına alabilmesi ve o öğrenebilmesi zorlaşır Girişim ruhu ve ataklığından eser kalmaz

Bununla birlikte yaşlanmayla beraber bilgelik ve ağırbaşlılık artar, sağlıklı ve doğru düşünme becerisi üst noktaya varır Muhakeme, tecrübenin verdiği rahatlıkla yerinde ve uygun yargılara çok daha kolay ulaşılır Bilgi birikimi ve tecrübe, olgun kişilikle birleşirse mutlu ihtiyarlar ortaya çıkar Daha tutarlı, hoşgörülü ve sabırlı olunur

Bazı yaşlılar ‘eski’ye aşırı bağlıdırlar Sürekli olarak eski hatıralarını anlatırlar Çocuklukta, gençlikte ve iş hayatlarında başlarından geçmiş olayları anlata anlata bitiremezler Sanki bugünde yaşamıyor gibidirler Bu tip yaşlılar eski alışkanlıklarını değiştirmekten çok rahatsız olurlar Odanın şekli, duvardaki tablo, radyonun yeri değişse huzursuz ve hırçın olurlar Yeni şeylere karşı tepki, bazen “korku” derecesine çıkar; yeni ayakkabı, yeni elbise bile istemezler Onlar için yeni ne varsa, çirkindir, kötüdür

Bazı yaşlılar da sürekli gençleri eleştirir, kendi gençliklerini överler “Küçüğün büyüğe saygısı yok, kimse haddini bilmiyor” diye tenkit ederler Hatta haklarının yendiğini, aslında memleketin onlardan çok hizmet beklediğini, memleketi kendilerinden mahrum bırakmanın çok büyük hata olduğunu tekrarlayıp dururlar

Gençliğini ve zevklerini kaybetme duygusu, yaşlı insanı çok etkiler Bazı yaşlılar kırk yıllık eşlerini terk edip kendilerinden çok küçük yaştaki kişilerle evlenirler Beklenenin tersine, yaşama sevgisi, yaşlandıkça daha çok artmaktadır Bu nedenle yaşlı insanlar sağlıklarının ihmal edildiği, kendilerine iyi bakılmadığı duygusunu taşırlar

Yaşlı bir insanın en önemli psikolojik sorunu yalnızlık duygusudur Çocuklarını ve torunlarını göremeyen anne ve babanın duyguları hayat yükünü zor taşır Huzurevine veya hastaneye bırakılan yaşlılar yalnızlık duygusuna kapıldılarsa, anî bir çöküş ve ölüm yaşayabilirler Yaşlıların duygu dünyalarını olumlu bir noktada tutabilmeleri için ailelerinden ve yakın çevrelerinden ilgi görmeleri gerekir

Sadece yaşlıların değil, tüm insanların en büyük korkusu, ölümdür Ölüme yaklaşmış olmaktan dolayı, yaşlı insanların ruhlarında bir çöküntü hissi dolaşır Yaşlı için ölümü bu konumdan çıkaran şey, iyi bir hayat felsefesidir Ölümden sonra hayat olduğuna inanan ve yaptığı iyiliklerin karşılığını göreceğini düşünen bir ihtiyar, omzuna yüklenen bu ölüm baskısını kaldırabilir Aksi halde yaş ilerledikçe, çaresizliğin getirdiği bir çırpınma tepkisiyle, kişilik özellikleri aşırılaşır Sert ve aksi bir ihtiyar olup çıkar.

0
2012-10-15T14:04:10+03:00

Yalnızlık ve 
kimsesizlik duygusu
Kendi yalnızlığımı keşfettiğim bir gündü. Daha doğrusu kendimle olan yalnızlığımı gördüğüm ilk gündü… 
İnsanlarla dolup taşan bu dünyanın içinde yalnız kalmak garip olsa da ben kendi yalnızlığımı yaşamaktaydım. Oysa onca zaman kalabalıkların arasındaki gizli yalnızlığım beni yanıltmıştı. Şimdi yalnızım, yapayalnız, kimsesiz ve çaresiz. Bu duyguyu taşımak o kadar ağır geliyor ki… Ne yapmalı, nasıl yenmeliydim bu duyguyu? Peki, ama bunca zaman beni kahreden bu duygu, yalnızlık mıydı yoksa kimsesizlik mi? Ben mi insanlardan uzaklaşmıştım yoksa insanlar mı benden? Sanki yok gibiydim, varlığımı hissedemiyordum. Benim yalnızlığım varoluşumdaki gerçeği görememekten mi ileri geliyordu yoksa? Öyleyse önce varoluşumdaki gerçeği yakalamalıydım, yani kendimi bulmalıydım. 
Yalnızlığın limanına sığınmış, kalabalıkların arasında kaybolduğumu sandığım bir anda elimden tutup beni bu duygudan kurtaracak bir ses duymuştum: 
"İşte burada yalnızlık gömülmeli! Yalnızlık dediğin nedir? Uzat ellerini uzatabildiğin kadar uzaklara ve aç artık gözlerini, bak bakabildiğin kadar derinlere. İşte o vakit yalnız kalmadığını, yalnız olmadığını göreceksin. Her nefes alıp verişinde, attığın her adımda, her yürek atışında bir sen var senden ötede. Onu bulduğunda göreceksin yalnız olmadığını. Akan güzel, giden güzel. Bir ömür akıyor her gün, giden ömür güzel. Hayatta ne oluyorsa o güzel. Belki de ölüm bunun için güzel." 
Ölümü dahi Allah'a kavuşmak olarak algılayabilmek. Hayatta her şey olabilir, çünkü burası dünya ve yalan değil; şu anda biz buradayız ve bu gerçek, diyordu bir ses. Peki, ama kimdi bu sesin sahibi? Yalnızlığın limanına sığındığım, kaybolduğumu sandığım bir anda karşıma çıkan ve haykırışlarıyla ruhumu uyandıran bu sesin sahibi kimdi?
Ruhum dirilişe durmuştu âdeta. Hayatıma öyle bir anda girmişti ki, çabuk ve âniden. Ben daha onu tanımadan o beni tanımıştı ve anlamaya çalışmıştı. Sonra da beni bana anlatmaya başlamıştı. Beni hiç kimse bu kadar tanıyamaz, böyle tanımlayamaz, anlatamazdı. Ben, kendi yokluğumu sorgularken, yok olmadığımı ve hiçbir şeyin yok olmayacağını; fakat dünya dediğimiz bu âlemde her şeyin olabileceğini söyleyen bir sesti bu… Bu dünyanın ve içindeki canlı–cansız tüm varlıkların gerçek oluşunu anlatıyordu. Aslında bu yokluk, kendimi onca kalabalığın arasında yalnız ve kimsesiz görmemdi ve ben bu yokluk duygusundan kurtulmalıydım.

0