Cevaplar

  • Eodev Kullanıcısı
2012-10-15T15:27:03+03:00

Yüzbaşı Kazım Efendi 
21. Alay, 1. Tabur, 1. Bölük Kumandanı 
27 Nisan 1915 (1331) 
Seddülbahir civarında Selimbey Çiftliğinden 
18-19 “M” 331 Kazım 
Sevgili Kardeşim, 
Ben vatan ve millet uğrunda bana düşen vazifeyi ifa ettim. Artık gerisini size terk ediyorum. Ben cümlenize hakkımı helal ettim, tabiidir ki siz de helal edersiniz. Hemşiremin, Ziyanın kemali hasretiyle gözlerinden öperim. Muhterem amcamın ellerinden öperek dualarını her zaman beklerim. Çoluk çocuğumu evvel Cenabı Hakka sonra vatan ve millete ve sizlere emanet ederim. Sevgili valideme, aileme, çocuklara güzel bakınız. Tahsillerine himmet ediniz. Maaşlarının tahsisi, icap eden muamelenin ifası için arkadaşlardan alayımızın tabur katibi ve aynı zamanda alay naibi bulunan Hasan Efendiye yazdım. Bulunduğum fırkanın kumandanı Miralay Remzi Beydir Alay Kumandanı Binbaşı Halil Beydir. Bu isimler size lazım olursa kendileri ile muhabere edersiniz. Binbaşımız Şevki Beyde benim gibi tehlikede bulunduğu için sağ kalırsa ona da müracaat edersiniz. Kolordu kumandanımız malum olduğu üzere Esat Paşa Hazretleridir. Hayvanım hakkında lazım gelen muamele içinde katip efendiye yazdım. Oradaki hakkımı da çocuklarım için yazdım. Sana çok rica ederim, efradı ailemi, validemi hiçbir vakit üzme. Daima rıfk ile muamele et. Bana acımasınlar. Ben mukaddes vatan uğruna terk-i can ettim, bahtiyarım. 
Cenabı Hâke sizleri de bahtiyar bulunsun. Baki cümlenizi Cenabı Hakka emanet ederim sevgili kardeşim. 
Yüzbaşı Kazım Efendi bu mektubu yazdıktan tam 26 gün sonra hissettiği veçhile şehit olmuştur. Yukarıdaki mektup onun son mektubudur. 


55. Alay, 5. Bölükten 
Eskişehir’inIlıca Köyünden Ekderis Oğullarından Ömer Oğlu Nasuh, 1306 
İnegöl Kazasının Muzal Köyünden Resul Oğullarından Mehmet Emin Oğlu Mustafa, 1304 
Ankara Kalecik Kazasından Dalyasan Köyünden İbrahim Oğlu Hüseyin, 1302 
Eskişehir’inIlıca Köyünden Mehmet Oğlu Abdurrahman, 1299 
Kerevizdere’de taburun önünde düşmanın yapmış olduğu büyük bir ileri siper hazır kıt’a olarak bulunan taburun sinirlerine dokunuyordu. Tümen komutanı bile, “2. Taburun önünde düşman bu cesareti göstersin... Tuhaf şey!” diyordu. Bu siperi yıkmak, perişan etmek gerekirdi! Fakat bu da büyük fedakarlığa bağlıydı. Yüzbaşı durumdan etkilenmişti. Tabur komutanıyla görüşerek “Biz bu siperi yıkarız, fakat en sevgili askerlerimden birkaç tanesini feda etmek lazım.” Diyordu. Yüzbaşının bu sözlerini dinleyen biraz mütevazı bir asker olan Ömer Oğlu Nasuh ilerleyerek, “Ben bu siperi yıkarım, sen bana istediğim arkadaşlarımı ver, Yüzbaşım!” dedi. Tabur komutanı muvafakat gösterdi. Yüzbaşı da lazım gelen talimatı verdi. 
Gece pek karanlıktı. Nöbetçilerimiz ve düşman tarafından atılan silahların kesik sesleri, siperleri saran zifiri karanlığı yırtmak için haykırıyorlar gibiydi. Nasuh Onbaşı; Mehmet Oğlu Mustafa, İbrahim Oğlu Hüseyin ve Mehmet Oğlu Abdurrahman’dan oluşan küçük ordusunun başında düşman siperlerine doğru karanlıklar içinde süzülüp gitti. 
15 dakika sonra, düşman siperinden 4-5 el bombasının sesleri duyuldu. Sonra boğuşma başladı. Bu habersiz hücumdan telaş eden düşman, etrafa şaşkın kurşunlar, maksatsız top ve havan mermisi fırlatıyordu. Top ve havan mermilerinin açtığı çukurlardan keskin bayıltıcı ölü kokuları geliyordu. Herkes Nasuh Onbaşı ile arkadaşlarını bekliyordu. Nihayet 7. Bölük mıntıkasından haber geldi. Nasuh Onbaşı vazifesini yerine getirerek sipere dönmüştü fakat yalnızdı. Mustafa, Hüseyin ve Abdurrahman yoktu. Bunlar da vazifelerini yerine getirmişler fakat bu uğurda kurban olmuşlardı. Yüzbaşı; “Arkadaşlar hepimiz için bir şereftir.” Diyordu. Düşman siperinin perişan edilmiş olduğunu derhal fark eden tümen komutanı taburu tebrik ediyor ve Nasuh Onbaşının göğsüne kendi eliyle Osmanlı Yıldızı Nişanı takıyordu. 
Nasuh Onbaşı mert ve asil bir eda ile yalnız vazifesini yaptığını söylüyordu. Nasuh Onbaşı bu olaydan 4 gün sonra da (24 Temmuz 1915) askerliğin en şerefli bir rütbesi olan “ŞEHİTLİK” rütbesini kazandı. Allah Rahmet Eylesin!

0
2012-10-15T15:27:55+03:00

Kınalı Kuzu

 

Yozgat’ın Sorgun kazasının Karayakup köyünden cepheye gelen Murat , bölükteki tıbbiye öğrencilerinden Şükrü’ye bir mektup yazdırır :

“Anacığım kardeşlerimi askere gönderirken başına kına koyma...Zabit efendi bana sordu cevap veremedim.Kardeşlerim de cevap veremeyip mahcup olmasınlar.”

Bir müddet sonra Murat’ın anasından cevabi mektup yetişir :

“Ey oğlum , gözümün nuru Murat’ım ! Zabit efendiye selam söyle...Biz kurbanlık koçları kınalar öyle kurban ederiz.Sen dört kardeşin arasında kurbansın.Sen İsmail’sin(as).Sen orada şehit olacaksın inşallah.Kurbanlık koçlar nasıl kınalanırsa , ben de onun için senin saçını kınalayıp gönderdim.”

Ve mektup Çanakkale’de Murat’a ulaştığında , Murat’ın kınalı başı çoktan Allah'ına kurban gitmiştir bile...

0