Cevaplar

2012-10-15T22:07:42+03:00

nsan Doğası Sorunu:Geçtiğimiz yirmi, otuz yıl içinde, Dalai Lama'nın, insan doğasının temelde şefkatli olduğu görüşü, zor da olsa yavaş  yavaş Bati'da kabul görmeye başlamıştı. İnsan davranışının özde ben merkezci, temelde hepimizin kendimiz için yaşadığımız düşüncesi, Batı düşünce sistemine derinlemesine kök salmıştır. Sadece, doğamızın bencil olduğu değil aynı zamanda, saldırganlığın ve düşmanlığın insan doğasının bir parçası oldukları düşüncesi yüzyıllardır kültürümüze hakimdir. Tabii ki, tarihte karşıt düşüncede olan pek çok insan olmuştur. Örneğin, 1700'lerin ortasında, David Hume, insanın yardımsever doğası hakkında bir çok yazı yazmıştır. Ve bundan bir yüzyıl sonra da, Charlies Darwin, kendi türdeşlerimiz için bir "sempati içgüdüsünden" bahsetmiştir. Fakat, her nasılsa, insanlık hakkındaki daha kötümser görüşler, insan türü hakkında gayet karanlık görüşlere sahip Thomas Hobbes gibi düşünürlerin de etkisiyle kültürümüzde kök salmışlardır. Hobbes, insan ırkının şiddet düşkünü ve rekabetçi olduğunu, sürekli kavga etmekten hoşlandığını, ve sadece kendisiyle ilgilendiğini söylemiştir. İnsanın iyilik yapması ile ilgili her tür düşünceyi yok saymasıyla ünlü olan Hobbes bir gün sokaktaki bir dilenciye para verirken görülür. Kendisine, neden bu kadar cömert olduğu sorulduğunda, "Bunu, ona yardım etmek için yapmadım. Sadece, adamın bu kadar yoksul olmasından duyduğum üzüntüyü ortadan kaldırmak için yaptım," diye cevap verir.
Benzer şekilde, bu yüzyılın başlarında, İspanya doğumlu düşünür George Santayana, bu tür cömert, koruyucu dürtüler var olsalar bile bunların insan doğasında genellikle zayıf, geçici olduklarını yazmış ve "yüzeyin altını biraz kazırsanız, yırtıcı, inatçı ve fazlasıyla bencil bir insan bulursunuz" demiştir. Maalesef Batı bilim ve psikolojisi bu düşünceleri oldukları gibi almış, sonra kabul etmiş ve hatta bu benmerkezci görüşü desteklemiştir. Modern bilimsel psikolojinin ilk dönemlerinden başlayarak, tüm insani dürtülerin sonuçta benmerkezci oldukları, temelde tamamen kendi çıkarını gözetme amacı güttükleri farz edilmiştir.
Temelde bencil olduğumuz öncülünü kesin olarak kabul ettikten sonra, son yüz yıl boyunca bazı tanınmış bilim adamları buna bir de, insan doğasının özünde saldırgan olduğu inancını eklemişlerdir. Freud, "Saldırganlığa eğilim göstermek, kişinin kendi yaşamını devam ettirmek için uyguladığı içgüdüsel bir davranıştır," diye bildirmiştir. Bu yüzyılın ikinci yarısında, özellikle iki yazar, Robert Ardrey ve Conrad Lorenz, bazı yırtıcı hayvan türlerinin davranış kalıplarını gözlemlemişler ve toprak hakkı için dövüşmeye doğuştan gelen ya da içgüdüsel bir eğilim gösteren insanların da temelde yırtıcı oldukları sonucuna varmışlardır.
Son yıllarda, bu karamsar görüş değişir gibi olmuş, Dalai Lama'nın, temel doğamızın iyi ve şefkatli olduğu yolundaki görüşüne yaklaşılmıştır. Son yirmi, otuz yıl içinde, yüzlerce bilim adamının yaptıkları araştırmalar, saldırganlığın doğuştan gelmediğini ve şiddete eğilim göstermenin pek çok biyolojik, sosyal ve çevresel nedenden kaynaklandığını göstermiştir. Belki de, son araştırmalar hakkındaki en kapsamlı bildiri, dünyanın her yanından gelen yirmi kadar önemli bilim adamı tarafından yazılan ve imzalanan 1986 Sevilla Şiddet Bildiri-si'dir. Bu bildiride, şiddet dolu davranışların meydana geldiğini kabul etmekle birlikte, bilimsel olarak savaşmaya ya da şiddete kalıtımsal bir eğilim gösterdiğimizi söylemenin yanlış olduğunu ve bu davranışın insan doğasında genetik olarak programlanmadığını da sınıflandırmalar yaparak belirtmişlerdir. Her ne kadar şiddet eyleminde bulunmak için sinirsel bir sisteme sahip olsak da, bu davranışın kendiliğinden harekete geçmediğini söylemişlerdir. Nöropsikolojimizde şiddete eğilim göstermemiz için bizi zorlayan hiçbir şey yoktur. Temel insan doğasını inceleyen pek çok araştırmacı, temelde iyi, koruyucu insanlar olarak gelişme potansiyelimiz olduğu gibi şiddet dolu, saldırgan insanlar olarak gelişme potansiyelimiz (gizilgücümüz) olduğunu da düşünmektedirler; bu durumlardan hangisinin baskın çıkacağı bir eğitim sorunudur.
Çağdaş araştırmacılar, sadece insanın doğuştan saldırgan olduğu düşüncesini reddetmekle kalmamışlar aynı zamanda insanların gerçekte bencil ve benmerkezci oldukları düşüncesini de yargılamaya başlamışlardır. Arizona Devlet Üniversitesi'ndeki C. Daniel Batson ve Nancy Eisenberg gibi araştırmacılar, geçmiş yıllarda, insanların alturistik (kendinden çok başkalarını düşünme eğilimi- diğerkâmlık) davranışlara eğilim gösterdiklerini ortaya koyan sayısız çalışma yürütmüşlerdir. Sosyolog Dr. Linda Wilson gibi bazı bilim adamları, bunun nedenini bulmaya çalışmışlardır. Dr. Wilson, alturizmin temel hayatta kalma içgüdümüzün bir parçası olduğu kuramını geliştirmiştir - bu kuram, eski düşünürlerin düşmanlık ve saldırganlığın hayatta kalma içgüdümüzün belirgin bir özelliği olduğu yolundaki kuramlarına tamamen zıt düşmektedir. Yüzlerce doğal afet durumunu inceleyen Dr. Wilson, bu felaketzedeler arasında güçlü alturistik davranışlar sergilendiğini görmüştür; bu da iyileşme sürecinin bir parçası gibi görünmektir. Başkalarına yardım etmek için beraberce çalışmak, daha sonra travmadan kaynaklanabilecek psikolojik sorunları savuşturmaya yardımcı olmaktadır.

1 1 1