Cevaplar

2012-10-16T20:22:08+03:00


Ruh ve bedenden meydana gelen Allah'ın yeryüzündeki halifesi. Âdem, beşer. Canlılar arasında en üstün olanı.

Kur'an-ı Kerîm ve Hadis-i şeriflerde insan kelimesi "ins, nas" ve "İbn Âdem" gibi ifâdelerde kullanılmıştır.

Allah'ın yeryüzündeki halifesi ve yaradılmışların en şereflisi olan insan hakkında doğru ve net bilgileri Kur'an'da buluruz. Kur'an'ın insan hakkında vermiş olduğu bilgilere bugünün fen ilmi henüz ulaşabilmiş değildir. Bugün aslı bozulmuş hristiyanlık, yahudilik, mecûsilik, budizm, brahmanizm gibi dinlerle İslâm dininin insana bakış açısının kesin hatlarla ayrıldığı ortaya çıkmıştır. Söz konusu dinlerin birer felsefik görüş halinde ilâhî mesajdan yoksun olarak yasama konulduğu günümüzde, insanın ihtiyaçlarını karşılayabilmek için Onu geçici tatmin yollarına itmesi de o dinlerin asıl kaynağından akarak insanlar için yetersiz kaldığını göstermektedir.

Kur'an, insanı yeryüzünde kula kul olmaktan çıkararak yalnızca Allah'a kul olmaya çağıran ve O'na ebedi saadet bağışlamak için Allah tarafından indirilmiş bir hayat kaynağıdır.

2 3 2
2012-10-16T20:29:10+03:00
UR’AN’DA İNSAN VE TOPLUM   Önsöz

 

Bir müslüman için şu dünya âleminde en önemli mesele, imanını ve İslâmını hem düşünce, hem de amel planında sağlıklı kılmak, sonra da bu inanç sisteminin, içinde bulun­duğu toplumda ve çapında yaşatıldığına, sosyal ve siyasal bakımdan izzetli bir konumda bulunduğuna şahit olabil­mektir.

İtikad, fikir ve amel bakımından bir tamlığa erememiş insanda manevî birtakım illetlerin, tutarsızlıkların ve tevhidi çizgiden sapmaların bulunması kaçınılmaz olduğu gi­bi, İslâm gerçeğini bütünüyle ve asliyetine uygun bir şekilde kabul etmemiş toplumların da, fıtrata uygun ve doğal bir ha­yat düzenine sahip olamayacakları kesindir.

Bu toplumlarda "hak" ve mutlak gerçek mefhumu güme gideceği gibi, ruhsal patolojik haler, bazı manevî arazlar da şöyle veya böyle kendini gösterecektir.

İnsanlığın inanç yönünden en eski sapması, en korkunç ve belalı illeti şirk ve küfür illeti olmuştur. Kur'ân-ı Mübîn'in "Kalplerinde maraz vardır" buyurarak hastalıklı olduk­larına işaret ettiği toplumlar işte bu şirk ve nifak sebebiyle marazlıdırlar.

İnanç bakımından sağlıklı insan ise, tevhidi bir çizgide bulunan, itikadı ve fikrî bakımdan tamlığa ulaşan, bunun sonucu olarak da hem küfrü hem de yarım inançlıları ve sahte dindarları tanıyıp teşhis eden insandır. Peygamberi­miz aleyhisselâtü vesselamdan sonra bu dinin korunması onun ümmetine bırakılmıştır. Hz. Resul, ümmetine Kur'ân yolunu ve kendi sünnetini tavsiye etmiştir. "Bunlara sarıl­dığınız müddetçe dalalete düşmezsiniz" buyurmuştur. Bu bakımdan onun getirdiğini yaşamak ve yaşatmak mü'minin baş görevi ve hatta hayatının gayesi olmalıdır. Hayırlı üm­met olmanın özellik ve gereklerinden biri, hak bildiği bu inanç sistemini cihana yaymak ve onun zıddı olan küfrî-cahilî anlayışları ortadan kaldırmaya çalışmaktır. Her müslüman bu yüce göreve elinin erdiği ve dilinin döndüğü nisbette iştirak etmeli, hak yolun yolcuları kervanına katılmalıdır.

Müslüman, o kervanda bir nefer olmayı kendisi için en büyük şeref bilmelidir.

İşte bu yönde müslümanın yapacağı iş, dünyaya mutlak haberi ve sözlerin en güzelini getiren Allah Resulü'nün tebli­ğini günün şartlarına göre ve her türlü vasıtayla duyurmaya çalışmaktan ibarettir.

Müslümana gereken, yüce Allah'ın insanlığa gönderdiği "Lâ ilahe illallah" düsturunu gerçek anlamıyla hem kendi içinde gerçekleştirmek, taklidden tahkik derecesine yükselt­mek, hem de bu gerçeği dış dünyâya yansıtmak, yaşamak ve yaşatmaktır.

Tevhid kelimesinde dikkat edilmesi gereken bir incelik var:

Allahü zü'1-Celâl önce "lâ ilahe" yani "hiç bir ilâh yok­tur" buyurdu, sonra bu cümleyi "ancak Allah vardır" hükmü takip etti.

Biz de şimdi bu naçiz eserimizle, tevhid kelimesindeki sı­raya uygun olarak önce İslâmî tevhid bakımından zihinlerde ve gönüllerde olmaması gerekeni tanımaya ve tanıtmaya ça­lışacağız. Böylece öncelikle Allah'tan başka ilahları reddet­menin yollarını arayacağız.

Çünkü olmaması gereken sahte ilahları kabul edenler kâfirler ve müşriklerdir.

Çalışmamız, Kur'ân'ın ışığında bunları ve yollarını tanı­ma, kimliklerini tesbit etme ve böylece gerçek mü'min kim­liğini bulma gayesine yöneliktir.

Maksadımız, bu tesbit ve teşhisi kolaylaştırmak, tevhidi çizgiye ulaşabilmektir.

Dayanağımız, kitap ve sünnet ile onları iyi anlayan âlimler; metodumuz, Allah Resulünün ve peygamber varisi âlimlerin tebliğ metodudur.

Yine güdülen gayelerden biri de, geçmişle bugün arasın­da bağlantı kurmak, bugünün insanına duyurulması gerekeni duyurmaya çalışmaktır.

Duamız, müslümanların şirk bulaşığından ve müşrik-dünyanın tasallutundan kurtulması içindir.

Hamdimiz âlemlerin Rabbine, salât ü selâmımız O'nun Resulüne ve seçmiş olduğu üstün kullarınadır.

4 4 4