Cevaplar

2012-10-16T22:27:38+03:00

“Postmodernizm, Aydınlanma ethosu üzerine inşa edilmiş
modernliğe ve ona dair olan her şeye… yönelik bir karşı
girişim olarak değerlendirilebilir”(Çağan 2008: 129). Post ön
eki “-den kaynaklanan” anlamına gelmektedir. Dolayısıyla
Postmodernizmi anlayabilmek için öncelikle modernlik,
modernizm ve modernleştirme kavramlarına bakmamız
gerekir.
Hasan Bülent Kahraman, “modernliğin bir durum
olduğunu” söyler. Onun, “herhangi bir coğrafyada yaşanan
göreli bir durum” olduğunu belirtir. Modernlik, başlangıçta
(Aydınlanma Döneminde) kendisini geçmişle etkileşime
sokarak üretmiştir. Avrupa Sanatının gelişimine bağlı olarak
ortaya çıkan modernlik durumu yaşanan kültürel gelişmelerin
din ve metafizikle ifade edilemeyeceği bir noktaya
ulaşmasıyla kendine aktarıcı olarak bilim, ahlak ve sanatı
seçer. Modernliğin bu açılımı onu zaman içinde bir ideoloji
haline getirmiş ve modernizm kavramını doğurmuştur. Otorite
haline gelen Modernizmin sanatın yanı sıra topluma da bir
baskı uygulaması, modernizmi bir ideoloji olarak benimsemiş
elitin Fransız Devrimi ile iktidara gelişiyle olmuştur. “Aklın
egemenliğini kurma ve onun belirleyici gücünün sınırlarını
alabildiğine genişletme çabası olarak modernizm, temel
ereklerini toplumsal dönüştürüm olarak saptadıktan sonra
günlük yaşamın estetizasyonuna da, öteki atılımlar düzeyinde
önem vermeye başlamıştır.” Günlük yaşamın estetizasyonu
yapılırken yalnızca kentsel alanda kalınmayıp, bireysel alanda
birörnekleştirilmeye çalışılmıştır. Bu estetizasyonu yaparken
temel arac ise” baskı ve dışlayıcılık” olmuştur. Modernleştirme
ise erkin “ikili karşıtlıkların birisinden yana tavır takı(nıp)”
ötekini dışlaması ile gerçekleşecektir(Kahraman1997: 46-57).
Modernizmin baskıcı, kontrolcü ve birörnekleştirici yüzü
bilim, ahlak ve sanat kanalıyla yaşamın her alanına yayılmış
ve Auschwitz’e kadar da varlığını sürdürmüştür. Auschwitz
için“ ‘karanlığı ve aydınlığı, barışı ve savaşı, sevgiyi ve
nefreti aynı güçte birleştirmek istediği için acımasızca bütün
ayrımları yok (eden), ürkütücü bir tekliğe ulaşmak zorunda
kalmış; hep benzerden ve aynıdan yola çıkmış; her şeyi
genel bir bütünde toplamak istemiş […] (ve) üstelik (kendisi)
dışında bir felsefe olamayacağını, çünkü felsefenin yalnızca
Batı’da akıl ve tanrı gibi genel kavramlardan türetildiğini
düşünmüş olan batı felsefesinin, onun benmerkezci ve
tekilci usçuluğunun örtük karanlığını vahşetle belgeleyen
bir paradigmadır”(Aktaran Kızıler 2006: 112) diyebiliriz

0