Cevaplar

  • Eodev Kullanıcısı
2012-10-17T13:54:32+03:00

Millî Mücadele’nin başlangıç döneminde ve bütün safhalarında Türkiye’nin içinde bulunduğu yalnızlık halini ve tanıtıma olan ihtiyacını bugün herkes bilmektedir Dışarıda Şark Meselesi’ni kendi çıkarları doğrultusunda çözmeyi düşünen ve bu sebepten dolayı yıllardan beri yapageldikleri Türkiye’nin taksimi plânlarının sonuncusu olan Sevr Anlaşması’nı uygulamayı isteyenler ve bazı azınlıkların Batı ülkelerindeki lobi çalışmaları, içeride kimi İngiliz muhibbi, kimi saltanat veya hilâfet yanlısı, kimi de şahsî çıkarları doğrultusunda çetecilik yapan kişi ve gruplar vardı Din, mezhep ve etnik farklılık esası üzerine bölücü ve kışkırtıcı faaliyetler, mesela misyoner okullarının çalışmaları, sözde bilimsel faaliyetler, yalan haberler ve her türlü anti-Türk kampanyalar hızla devam ediyordu 
Bütün bunlardan dolayı, Millî Mücadele esnasında ve cumhuriyetin ilk yıllarında halkın gönlünün alınıp idareye desteğinin arttırılması için ”tenvir ve irşadı” elzem görüldüğünden, bu konuda bir çok çalışmaların yapıldığı biliniyor Başlangıçta bu çalışmaları Ankara’ya destek için yapan Millî Mücadeleciler daha sonra, inkılapları ve cumhuriyeti yerleştirmeyi de düşünmüşlerdi Ancak bazı icraatları görünce bu kadarla yetinmek istemediklerini, Türkiye halkını çağdaş(muasır) ve medenî bir seviyeye getirmeyi de gaye edindiklerini anlıyoruz Halkın “Tenvir ve İrşadıyla” bir taraftan vatan müdafaası için seferber olması sağlanırken, diğer taraftan da ümmet kimliğinden yeni bir Türk kimliğine kavuşturulması ve bütün bunların hem içeride, hem de dışarıda çağdaş bir tanıtım ve propaganda atağı ile başarılacağının düşünüldüğü bellidir
Osmanlının zayıflamasıyla birlikte, dışarıdan Batılı çevrelerin desteği ve içeriden –özellikle-patrikhanenin çalışmalarıyla Hristiyan tebaada ayrılık fikirlerinin güçlendiğini ve uygun zamanları buldukça da bir bir imparatorluktan ayrıldıklarını biliyoruz Ancak bu başlangıçta sadece Hristiyanlara münhasır bir akım sanılırken, daha sonra Müslüman tebaayı da etkilemiş, hatta Arnavut ve Arap gibi halklardan başka doğrudan Türklere de sirayet eden bir propaganda fırtınasına dönüşmüştür Tabii Türkler devletten ayrılmayı değil, çöküşü durdurmayı hedef alıyorlar, bunun için partiler ve gruplar halinde teşkilâtlanıyorlardı Subaylar arasında İttihatçı-İtilâfçı vs Parti kavgaları yapıldığı yetmiyormuş gibi bir de alaylı-mektepli husumeti adeta millî birlik ülküsünü dinamitliyordu O yılların basınında bazı aydınların ve Atatürk’ün bu “daü’l-fırka” felaketini hüzünlü ifadelerle anlattıklarını biliyoruz
Aynı problem Millî Mücadele döneminde artarak, karşımızda aşılması zor bir engel haline gelmiştir İkinci bir İttihatçı maceraperestliği ve Anadolu’nun da elden çıkmasına müncer olacak bir hareket olarak gösterilmeye çalışılan Millî Mücadele’ye, hem İtilâfçılar, hem de İstanbul’daki diğer bazı çevreler karşı çıkıyordu I Dünya Harbi bitmiş, İttihatçılar kaçakları oynuyor, hepsi canını koruma derdine düşmüş Bu ortamda Hınçak ve Taşnak Partilerinin mensupları başta olmak üzere “Ermeni Tazıları” öyle bir Türk avına çıkmışlardı ki, Türk politikacıları tehditler alıyor, takib ediliyor ve öldürülüyorlardıÜstelik katiller korunuyor, İngiliz askerî savcıları suçluların beraatını isteyebiliyorlardı O dönemin süper gücü olan İngiltere, propaganda teşkilâtlarına, “Bizim Orta Doğu politikamız Türk düşmanlığı üzerine kurulmuştur Türk’ün itibarını yükseltip, Ermeni’nin kredisini düşürecek hiçbir şeye izin vermeyin” diye talimat verebiliyordu3 Bütün bunlar bizim şiddetli bir karşı propaganda hareketine ihtiyacımız olduğunu göstermekte idi
gerek hilâfet, gerekse diğer dinî-tarihî kurum ve zihniyetlerin kaldırılması sebeplerini halka iyi anlatmak, asırların verdiği alışkanlık ve kutsallık inancından dolayı halkın bu kurumlara bağlılığını birilerinin istismar etmesini de önlemek gerekiyordu Millî Mücadele’ de bundan dolayı bir fetvalar savaşının yapıldığını kamuoyumuz bilmektedir

Millî Mücadeleciler hem haklı davalarını Türk ve dünya kamuoyuna doğru olarak duyurup destek almak için, hem de Türk halkını millî bir kimlik etrafında birleştirmek gayesiyle bir dizi tedbirler ittihaz etmişlerdir Bunları şu şekil maddeler halinde sınıflandırabiliriz:

1-Halkın dinî-manevî duygularına hitap edilmiştir (Fetva ve vaazlar)
2-Aydınlardan ve din adamlarından oluşan tenvir ve irşat heyetleri ile millî dava halka anlatılmaya çalışılmıştır
3-Basın-yayın faaliyetleri ile tanıtım yapılmıştır
4-Propaganda amaçlı faaliyetlere önem verilmiştir
5-Millî kimliği belirleyen unsurlardan dil, din, tarih, musiki gibi değerler de kendilerince, işlenerek yeni bir halk “yaratmaya” çalışılmıştır


0
  • Eodev Kullanıcısı
2012-10-17T13:54:42+03:00



KURTULUŞ SAVAŞI'NDA AA
Mustafa Kemal’in, kuruluşu ve çalışmaları üzerinde titizlikle durduğu Anadolu Ajansı, O’nun bu çabalarını karşılıksız bırakmadı ve o günün koşullarında, elinden geldiğince; daha o günden haberlerini her yana ulaştırmaya çalıştı AA’nın haberleri birçok merkeze el altından gizlice gönderiliyordu Türkiye’nin İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Anadolu Ajansı’nın kuruluşunun 50 Yılı dolayısıyla hazırlanan “Özel Bülten” için kendisiyle yapılan röportajda, “Bizim de bir ajansımız var Dünyaya haber verebiliyoruz diye pek çalımlıydık” diyor ve AA’nın haberlerinin İstanbul’a gizli gönderildiğini belirtiyordu 
Anadolu ile irtibatın sağlandığı İzmit ve Zonguldak’tan İstanbul’a işgal güçlerine yakalanma pahasına, bin bir güçlük ve gizlilikle ulaştırılan Anadolu Ajansı bültenleri, Babıali’de bir kitapevinin bodrum katında pedallı teksir makinesiyle (şapirograf) çoğaltılıyordu Makine yetersiz kaldığında, bültenin altına kopya kağıdı yerleştirilerek, elle yazılan kopyalar telgrafhaneye gönderiliyordu Yunus Nadi ve Halide Edip’ten sonra Hamdullah Suphi’nin de destek verdiği ve on kadar personelle işlerini yürütmeye çalışan AA, ilk haberlerini yalnızca telgraf aracılığıyla yayabiliyordu Bültenleri atlı görevliler, çeşitli merkezlere ulaştırılıyor, kara tahtalara asılıyordu 
Anadolu Ajansı, cepheden haberler veriyor; Kurtuluş Savaşı’nın başarılarını duyuruyordu İkdam gazetesinin 9 Ağustos 1921 tarihli sayısında, Anadolu Ajansı’ndan kullandığı, 5 ve 6 Ağustos 1921 çıkışlı haberlerde, Mustafa Kemal Paşanın “Başkomutanlığa” getirildiği bildiriliyordu 27 Ağustos 1922 tarihli Hakimiyeti Milliye de manşetinde, “Dün Sabahtan İtibaren Bütün Cephelerde KahramanOrdularımız, Can Düşmanla Çarpışmaya Başladı” deniliyordu Türk Orduları, İzmir yolunda iken; 6 Eylül 1922 tarihli Hakimiyeti Milliye’nin, eski harflerle (II) AA kaynaklı manşeti: “Yunanlılar Bir Mütareke Rica Ediyorlar” şeklindeydi Türk ordularının İzmir’e girdiğinin ertesi günü Kastamonu’da Vali Süleyman Necmi Bey, zaferi halka Anadolu Ajansı’nın haberini okuyarak duyuruyordu 
AA, Kurtuluş Savaşı’nda çok zor bir görevi yerine getirdi İçeride, savaşan ve dış dünyadan habersiz kalmış bir halkı ülke ve dünya olaylarından haberdar kılmak, bazı yabancı ve İstanbul gazetelerinin teslimiyetçi tutumlarıyla mücadele etmek gerekiyordu Dışarıda, ulusal mücadeleyi savunmak, Türkiye’nin haklı istekleri konusunda kamuoyunu
aydınlatmak ve ona karşı bazı çevrelerin yürüttüğü oyunları boşa çıkarmak zorunluydu
Bu amaçla ülke içinde İstanbul, Zonguldak, İnebolu, Antalya ve İzmit’te; yurtdışında 
Londra, Paris, Berlin, Viyana, Cenevre ve New York’ta irtibat büroları açılmıştı Günün çeşitli saatlerinde bültenler yayınlanıyor; bunlar telgrafla hemen çeşitli merkezlere gönderiliyordu Kurtuluş Savaşı’nı anlatmak için kitap ve broşürler çıkarılıyordu


CUMHURİYET YILLARI
Lozan barış görüşmelerini başarıyla yansıtan Anadolu Ajansı, Cumhuriyet’in ilânı ve aşama aşama her devrimde, bunları gerçekleştiren Atatürk’ün adeta sesi konumundaydı 
Cumhuriyet’in ilânının ardından, 3 Mart 1924’te Halifelik kaldırıldı ve Tevhidi Tedrisat (eğitimin birleştirilmesi) Kanunu kabul edilir 20 Nisan 1924’te de Türkiye Cumhuriyeti, yeni Anayasasına kavuştu Bütün bu çağdaş devlete yönelişin adımları Anadolu Ajansı’nın haberleriyle izlendi 
Atatürk’ün devrimlerini halka anlatmak amacıyla çıktığı yurt gezilerinde de AA muhabirleri hep yanındaydı Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in 22 Eylül 1924’te Öğretmenler Birliği’nce, Samsun İstiklâl Ticaret Mektebi’nde onuruna verilen çay partisinde söylediği, her zaman yol gösterici nitelikteki ünlü sözleri, AA bülteninde şöyle yer aldı:
“Dünyada her şey için, uygarlık için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici ilimdir, fendir İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak aymazlıktır, bilgisizliktir, doğru yoldan sapmaktır

“Benim Naçiz Vücudum
Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’i hedef alan İzmir suikastının 17 Haziran 1926’da ortaya çıkarılışı, resmi bir bildiriyle Anadolu Ajansı tarafından kamuoyuna duyuruldu Mustafa Kemal’in 1926’da yaptığı bu İzmir gezisini Anadolu Ajansı Başmuharriri Kemalettin Kamu izlemektedir Atatürk, İzmir Suikast girişimi konusunda 19 Haziran 1926’da AA’ya verdiği demeçte, tarihi sözünü söyledi: “Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır

Anadolu Ajansı Şirketleşiyor
Anadolu Ajansı, 1925 yılına gelindiğinde yapısal değişikliğe uğrayarak, şirket statüsüne kavuştu 
Bu gelişme, Atatürk’ün, “ehliyetli zevat”tan yakın bir arkadaş grubunu, Anadolu Ajansı’nı Batılı anlamda bir haber ajansı kimliğine kavuşturmakla görevlendirmesiyle13 başladı 
Anadolu Ajansı’nın bir şirkete dönüştürülmesi konusu, TBMM’nin 22 Mart 1924 tarihinde yaptığı Matbuat Müdüriyeti Umumiyesi 1924 (1340) yılı bütçesi görüşmelerinde gündeme geldi 
Bu gelişmelerden bir yıl sonra, 1 Mart 1925’te “Anadolu Ajansı Türk Anonim Şirketi” kuruldu O tarihlerde, Batı ülkelerinde bile örneği görülmeyen böyle bir yapılanmayla Anadolu Ajansı, özerk statüye kavuştu 45 maddeden oluşan “Anadolu Ajansı Türk Anonim Şirketi Nizamname-i Dahilisinin (İçtüzüğü) başlangıcı ve birinci maddesinde şöyle denilmektedir: 



0