Cevaplar

  • Eodev Kullanıcısı
2012-10-17T18:19:23+03:00

1. Hikayeci (Rivayetçi) Tarih
Bu tarz ilk olarak eski Yunan'da ortaya çıkmıştır. Başlangıçta ağızdan ağıza dolaşan hatıralar şairler tarafından nazım tarzında söylenmekte ve bunlara "epos" adı verilmekteyken Logograflar tarafından hikayeleştirilerek nesre çevrilmişler ve arşivlerdeki malzemenin de ilavesiyle içlerine birtakım gerçekler de karışmıştır. Fakat yine de Strabon'un ifadesiyle bunlar "epos" olmaktan kurtulamamışlardır. Logografların eserleri ne edebi ne de tarihi eserlerdir. Sadece ilmi araştırma yolunu açan "basit kronikler"dir.
"Tarihin Babası" adıyla bilinen Heredotos her ne kadar Logografların yolundan gitmişse de insanı merkez haline getirmiş olması ve kavrayış üstünlüğüyle onlardan ayrılır. Herodotos da hikayeci tarih tarzını kullanmıştır. Fakat olayları peş peşe sıralamakla kalmamış onları bir düzen içinde nakletmiş ve bir kompozisyon örneği vermiştir. Eserinde az da olsa siyasi görüşler vardır. Tenkit düşüncesine sahip olmamakla birlikte gördükleri ile duydukları arasında bir ayrım yapmıştır.
2. Öğretici (Pragmatik) TarihGeçmiş olaylardan ders almak gelecekteki yolu doğru çizebilmek okuyucuya ahlaki ve milli duygular aşılayabilmek maksadıyla yazılan bu tarz eserler öğretici bir mahiyet arz ettiklerinden "öğretici" veya "pragmatik" denilen tarihçilik akımı içinde yer alırlar. Bu tarzın önderliğini yapan kişi Thukydides'tir. Gerçek anlamda tarihçilik onun "Pelopennesoslular ile Atinalıların Savaşı" adlı eseriyle başlamıştır. Bu eser sadece edebi bakımdan değil metod ve zihniyet bakımından da daha önceki eserlerden çok farklıdır. Bu fark eserin gerek konu gerekse muhtevasında kendini göstermektedir. Eser zaman ve mekan bakımından sınırlandırıldıktan başka sadece müellifin yaşadığı devrin olaylarına tahsis edilmiş; devlet tarihi realitenin merkezi olarak görülerek esas yerine getirilmiştir. Devlet düşüncesinin esasını siyaset teşkil etmesi dolayısıyla da Thukydides bir siyasi tarih yazıcısı olmuştur. Thukydides yetişme tarzı sebebiyle de araştırmaya yeni bir anlam getirmiştir. Bu da "siyasi öğretim de faydalı olmak"tır. Böylece ilk defa olarak tarih biliminin sosyal bilimler içindeki yeri de tayin edilmiştir.
Burada amaç faydalı olmak tarih yoluyla tecrübeyi arttırıp bilgiyi çoğaltarak geliştirmek ve insanı başarılı kılmaktır. Bunun şartları ise: 1) gerçeğe tamamen sadık kalmak 2) olay ve durumları anlatırken aralarındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Geçmişi öğrenerek bu bilgilere dayanarak şu anki durum ve gelecek hakkında hüküm vermek anca bu şekilde mümkündür. Tarih yazıcılığında bu tür Thukydides'den sonra diğer eski Yunan ve Roma tarihçilerince de benimsenmiş; Polybios Plutarkhos Tacitius Machiavelli gibi yazarlar onun izinden gitmişlerdir. Pragmatik tarih yazıcılığının en belirgin özelliği tarihte ün yapmış şahsiyetlere geniş yer verilmesi bu kişilerin idealleştirilmesi hatta adeta insan üstü varlıklar haline getirilmesidir. İslam tarihçiliğindeki "Siyer" kitapları bu tarza örnek olarak gösterilebilir. Thukydides'in açtığı çığır tarihi gerçekleri ortaya koymak hedefini güttüğü halde örnek olmak prensibiyle de hareket ettiğinden bunu benimseyen müelliflerin eserlerinde hep zaferler ve parlak olayların işlenmesine özen gösterilmiş başarısızlıklar ve hayal kırıklıkları karşısında sessizlik tercih edilmiştir. Bu da öğretici tarzın en büyük zaafını teşkil etmiştir.
3. Araştırmacı Tarih

XIX. yüzyılda tarih yazıcılığı tarzında ciddi bir hamle yapılmış olayların sade anlatım ve geleceğe matuf öğreticisi vasfı yanında çıkış sebepleri bunları hazırlayan amiller çeşitli olayların sebep ve sonuç ilişkilerinin araştırılmasına başlanmıştır ki böylece tarih bir bilim olma kimliğini kazanmıştır.
Dünyada cereyan eden olaylar sadece yeri ve zamanı bakımından değil cereyan tarzı rol oynayan kişiler bakımından da farklılıklar gösterir. Şartların müsait olması halinde "benzer" olaylar cereyan edebilirse de "tarih tekerrür etmez". Yani tarihi olaylar hiçbir zaman aynı cins ve miktarda malzemelerin kullanıldığı laboratuvar deneyleri gibi değildir. Her birinin özel şartları değişik mekanları vardır. Bu olaylara karışan kişilerin karakterleriolay sırasındaki halet-i ruhiyeleri dış tesirler birbirinden farklıdır. Şu halde gerçek manada bir tahlil için bütün bunların derinliklerine inilip ayrı ayrı araştırılması gerekir.
Olayın oluşuna sebebiyet veren şartların araştırılması da ayrı bir önem taşır. Bir olayı sadece tek bir sebebe bağlamak hatalıdır. Coğrafi sosyal siyasi iktisadi vs. şartların iyi incelenmesi gerekir. Bunların birinin görülüpdiğerlerinin ihmal edilmesi yanlış sonuçlara götürebilir. Yani tarihin bir bilim sıfatını kazanabilmesi için tarihin diğer sosyal bilimlerle olan ilişkilerinin her zaman göz önünde bulundurulması yerine ve zamanına göre onlardan yardım istemesi gerekir.

2 2 2