Cevaplar

2012-10-17T18:28:51+03:00

Dil ve Kültür İlişkisi

Bir toplum ve milleti diğer toplum ve milletlerden farklı kılan ve ona kendine has bir kimlik kazandıran, zaman ve coğrafya içinde teşekkül etmiş maddî ve manevî her türlü değerler bütününe kültür denir. “Kültür” kavramıyla isimlendirilen söz konusu maddî ve manevî “değerler bütünü”nü ise; dil, din, sanat (edebiyat, musiki, resim, mimarî, heykel, tiyatro), folklor, âdet, örf, gelenek, tarih, ahlâk, hukuk, devlet anlayışı, askerlik, ziraat, ekonomi, spor, basın-yayın ve toplumun ortak ve temel düşüncesi (ideoloji) oluşturur.
Dil, hemen hemen bütün kültür tariflerinde, onu teşkil eden değerler manzumesinin başında yer alır. Bu durum, dil-millet ve dil-kültür ilişkisini açıkça ortaya koyduğu gibi, aynı zamanda dilin kültürün varlığı, bütünlüğü, gelişmesi ve devamlılığındaki önemini de sezdirir. O zaman şöyle bir soru sorulabilir: Dil ile kültür arasında nasıl bir ilişkisi vardır? Dil, kültür bütünlüğü içinde nerede yer alır ve bu bütünlükteki önemi nedir? 
Öncelikle şu gerçek bilinmelidir ki, her “millet” adını taşıyan toplumun kendine mahsus bir dili vardır. Bir başka ifadeyle, millet olmanın en temel şartlarından biri ve belki de birincisi, o milleti oluşturan insanların ortak bir dile sahip olmalarıdır. Nitekim hemen hemen bütün sosyologlar, milleti tarif ederlerken dil birliğini zikretme ihtiyacı hissederler. Meselâ Ziya Gökalp göre millet; “lisanca, dince, ahlâkça ve bediiyatça müşterek olan, yani ayni terbiyeyi almış fertlerden mürekkep bulunan bir zümre”dir. Hatta Gökalp, bu tarifi biraz daha basitleştirerek milleti, -Türk köylüsünün ifadesiyle-; “Dili dilime uyan, dini dinime uyan” şekline getirir. 
Dil birliği, insanların bir arada, toplum veya millet hâlinde yaşayabilmelerinin en önemli, belki de birinci şartıdır. Dilleri farklı olan; dolayısıyla birbirlerini anlama imkânları bulunmayan insanları bir arada yaşatmak ne kadar mümkün olabilir? Birbirlerini en basit seviyede de olsa anlayamayan milyonlarca insan arasında nasıl kültürel bir birlik sağlanabilir? En basitinden bir aile düşünün. Ailenin çekirdeği ve temeli olan anne ve babanın dilleri farklı olsun. Bunlardan dünyaya gelen çocukların dili de başka bir dil. Bu insanların aynı çatı altında huzur ve ahenk içinde yaşamaları mümkün mü?
Konfüçyus’a, “Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsaydınız yapacağınız ilk iş olarak ne olurdu?” diye sorulduğunda şu cevabı verir: “İşe önce dili düzeltmekle başlardım. Çünkü dil bozuk olursa, kelimeler düşünceyi anlatamaz. Düşünceler iyi anlatılamazsa, yapılması gereken işler doğru yapılamaz. Görevler gereği gibi yapılmazsa, töre ve düzen bozulur. Töre ve düzen bozulursa, adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk, ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. Bunun içindir ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir.



1 5 1