Cevaplar

2012-10-17T18:57:34+03:00

Eski 
Türk tarihinde hükümdarların doğuşu, efsanelere büründürülmüş ve kutsal bir olay 
gibi anlatılmışlardı. Hükümdarlar böyle kutsallaştırılıp, gökten indirilir iken; 
elbetteki Oğuz-Kağan gibi, bütün Türk kaviminin atası olan kutsal bir kişinin 
menşeleri de, Tanrıya ve göğe bağlanacaktı. Eski Türklere göre herşeyi yaratan 
ve her varlığın sahibi olan tek kutsal şey, gökteki biricik Tanrı idi.Aslında 
göğün kendisi olan Tanrı değildi. Çünkü gök de, yer gibi, maddî birer varlık ve 
yüce Tanrı tarafından yaratılmış, dünyanın birer parçası idiler. Gök, bir tane 
idi ve dünyamızın üstünü, bir kubbe şeklinde kaplıyordu. Fakat bu kubbenin 
üstünde, daha bir çok gökler vardı. Ayın güneşin ve türlü yıldızlar ile 
burçların dolaştıkları, ayrı ayrı gökler, uzayın sonsuzluklarını kendi 
aralarında paylaşıyorlardı. Bütün bunların üstünde, bir gök daha vardı ki, bu 
gökte yaratıcı, büyük ve tek Tanrı oturuyordu. Eski Türkler, ğögün katlarını üst 
üste koyma yolu ile saymamışlardı. Fakat sonradan, biraz da dış tesirler sebebi 
ile gökleri, yedi veya dokuz kat olarak tarif etmeğe başladılar.

0
  • Eodev Kullanıcısı
2012-10-17T18:57:46+03:00

temsı:savaş
kişiler: savaşta savaşan birçok kişi
mekan:herhangi bir yer
zaman:islamiyet öncesi
olay örgüsü : yapılan savaşta neler yapıldığı



Oğuz Kağan Destanı, Hun Türklerinin destanıdır Fakat bu destanın bugün elimizde bulunan parçası, İslâmiyet'ten sonra, 13 yüzyılda, Uygur Türkçe'siyle yazıya geçirilmiştir Aslında destan çok uzundu Bugün "Dede Korkut Hikâyeleri" diye bildiğimiz yazılar, o destanın İslâmi geleneğe adapte edilmiş bölümlerinden başka bir şey değildir Aşağıda bugünkü Türkçe ile sunacağımız ve apayrı bir bölüm olarak yazıya geçmiş parça, İslâmiyet'ten sonra yazılmış olmasına rağmen, orijinalliğini oldukça korumuştur Oğuz Destanı'nın bu ayrı bölümünün bugün tek bir yazma nüshası vardır, o da Paris'teki "Bibliothegue Naionale"dedir Bu kütüphanenin "Türkçe Eserler" seksiyonunda 1001 numara ile kayıtlı bulunuyor

0