Cevaplar

2012-10-18T00:06:39+03:00

sanat ve sanatçının toplumla ilişkisi..Her sanat eseri mutlaka bir sanatçı tarafından ortaya konulur. Sanatçıyı bulunduğu toplumdan ayırmak,onu apayrı bir varlıkmış gibi değerlendirmek mümkün değildir. Çünkü, insanın duyguları, düşünceleri ve kişiliği toplum içinde gelişir. Sanatçı olan kimse, toplumun ve onun kültürünün içinde geliştirdiğr anlayışım sanat eseri üzerinde yansıtır. Nasıl ki inşam toplumdan ayrı tutamazsak, insan ürünü olan sanatı da o toplumdan ayrı tutamayız. Sanat, toplum adım verdiğimiz organizasyon içinde ortaya çıkmış, o toplumun gelişmesiyle birlikte yaşamıştır. Hatta bir toplumun varlığında din, dil, töre ne kadar önemliyse, sanat da o kadar önemlidir. Toplum hayatındaki çeşitli değerler sistemi arasındaki bağlantı ve bu bağlantıda sanatın özellikli bir yerinin olması en eski çağlardan beri düşünürlerin ilgisini çekmiştir. Bu nedenle sanat, bir toplumun ortak duygu ve düşüncelerinin, ortak zevkinin ifadesi olarak da tanımlanır... kolay gelsn


0
2012-10-18T02:07:37+03:00
Toplumları yönlendirenler sanatçılardır. İnsanlar fikir dünyalarını ve kişiliklerini model olarak kabul ettikleri sanatçılara göre şekillendirirler. Bu açıdan bakıldığı zaman sanatçıların her hareketinin, her sözünün toplum üzerinde derin etkisi olduğunu söyleyebiliriz.

Şairlerin, yazarların, tiyatrocuların, sinema oyuncularının bilgi ve kültür seviyesi ya da söz ve davranışları topluma özellikle de gençlere model teşkil edeceği için son derece önemlidir.

Yıllar önce bir sanatçı müsveddesi televizyona çıkmış, "Benim çocuğumun olması önemlidir, babasının kim olduğunu bilmem o kadar da önemli değildir." şeklinde bir ifade kullanmıştı. Medyanın şişirip sanatçı diye sunduğu bu hatunun sözleri kim bilir kaç genci etkilemişti. Söylediği söz ile toplumun değer yargılarını allak bullak ettiğinin farkında bile değildir bu sanatçı. Onun için önemli olan biraz daha medyanın gündeminde kalmaktır. Ne toplum umurundadır ne de toplumun değer yargıları.

Peki neden böyledir, diye sorarsanız derim ki iki sebepten böyledir. Birincisi kültürsüzlükten, ikincisi meşrepten.

Kültürsüzlüktendir çünkü sanatçı olmak için kültür şart değildir. Zır cahil de olsa sanatçı olmasının önünde engel yoktur. Sadece oyunu kuralına göre oynaması yeter. Kural nedir? Basit şeyler, medya mensuplarına frikik adı altında sağını solunu göstermesi, her gece başka bir ünlüyle görülmesi ve zaman zaman medyaya demeçler vermesi temel kurallardandır.

Meşreptendir, çünkü meşrebinde başka türlü bür nesne yoktur, başka türlü bür hayat tarzı da yoktur. Başka bir hayatı kabullenecek kadar erdemi de yoktur. O artık dönülmez akşamların yolcusudur.

Bu tür sanatçıların bu kadar rağbet bulmasının sebebini bilmem hiç düşündünüz mü?

Bana göre, genel hatlarıyla toplumun kültür seviyesinde korkunç bir düşüş var ve bu düşüş böyle cahil cühelayı zirveye taşıyor, sanatçı kabul ederek baştacı yapıyor. Hani Ziya Paşa diyor ya "Divanelerin hemdemi divane gerektir." Aynen işte öyle.

Hatırlar mısınız, Çanakkale Savaşlarını anlatan "Kınalı Kuzular" diye bir dizi vardı. Oradaki askerlerin kıyafetlerine bilmem dikkat ettiniz mi? Bir tane yamalı pantolon yok, hepsi gıcır gıcır elbiseler. O yokluk yıllarında o elbiseler köy ağalarında bile yokken Mehmetçiğim nasıl bulmuş böyle elbiseleri diye kimse sorgulamamıştı. Sadece acıklı bir müzik ve süslü laflarla seyirciyi kendine bağlamıştı dizi.

Muhteşem Kanuni'yi anlatan o muhteşem dizinin ilk bölümünü seyrettiğim zaman benzer duygularla ikinci bölümünü seyretmeye gerek görmemiştim. Sonraki bölümlerde de cahilliğin boyutları beni korkutmuştu.

Oysa toplum, dizilerde magazin aramanın ötesinde bir endişe taşımadan dizi saatlerinde dış dünya ile bağlarını keserek televizyon karşısında gayet mutlu bir şekilde çerezini tüketmekle meşguldü.

0