Cevaplar

2012-10-18T19:16:53+03:00

Bu cereyan da İmparatorluk dahilindeki Müslümanları bir devlet halinde muhafaza etme düşüncesine dayanır. Bilhassa Balkan bozgunundan sonra yani, Müslüman olmayan unsurların bizimle aynı devlet içinde yaşamama konusunda kesin bir aksiyon belirtmeleri vakıasını takiben birçok aydınlar tarafından ortaya atılmış bir siyasi harekettir. Fikriyatını Cemaleddin-i Efgani ve Şeyh Abduh’tan devşiren bu hareket, kendi politikası ile kati bir beraberlik içinde bulunmasa bile Meşrutiyet öncesi yıllarda devlet tarafından da kısmen himaye görmüştür.

Sultan Abdülhamid’in Efgani’yi koruduğu, halifelik müessesesi vasıtası ile Müslüman unsurlar üzerindeki devlet hakimiyetini pekiştirme konusunda gayret gösterdiği bilinmektedir. 

İslamcılık hareketi şahsi çıkarları bakımından İmparatorluğun dağılmasını zaruri gören dış düşmanların tahrik ve yardımları ile bağımsızlıklarını kazanan Balkanlı devletlerden sonra geniş ilgi görmüş, fakat aynı şekilde kavmiyet davası güden Arnavut ve Arapların Birinci Dünya Savaşı ile artık İmparatorluğun bir uzvu olmaktan çıkmaları karşısında da aktüalitesini yitirmiştir. Bununla birlikte İslamcı hareket biraz değişik anlamda bile olsa, fiilen yardımcı olduğu Kurtuluş Savaşı ve savaş sonrası sırasında yeni kurulacak devlet konusunda tekrar ümitvar bir döneme girmiş, bu kere de Türkiye Cumhuriyeti’nin laik bir devlet olarak teşekkülü sonucunda tarihe intikal etmiştir. 

Meşrutiyet döneminde kesif bir faaliyet içinde bulunan Pan-İslavizm, Pan-Germanizm, Pan-Latinizm, gibi cereyanlar Osmanlı Devleti’ndeki Hristiyanları kışkırtmakta idiler. Bu Hristiyan unsurların ergeç bizden kopacağını anlayan devlet, Osmanlıcılık siyasetini mecburi olarak gütmekle birlikte İslam Birliği ülküsünü de bir kuvvet dengesi sağlamak adına benimsemiş durumda idi. 

Aslında görünürde Osmanlıcılık siyasetini tutar görünseler bile birçok Tanzimat ülkücüleri İslamcı bir anlayışa sahiptiler. Namık Kemal bir yazısında şöyle der: ” İttihad-ı İslam şimdi makasıd-ı umumi haline gelmiştir. Hilafeti elinde tutan ve Avrupa ile temas ettikleri için gözleri açılan Osmanlılar, İslam aleminin ve belki de bütün Asya’nın meşalesi olmalıdır. İşte o vakit, marifet nurları Asya ve Afrika taraflarına dahi yayılır. Avrupa dengesine karşı bir de Şark dengesi hasıl olur, bu sayede insanlık aleminde ölçü ve itidal vücuda gelir. Zaten İslamiyet, birliğe gelmeyi emretmektedir. Şimdiye kadar bu birliği kılıçla yapmak isteyenler olmuştur. Fakat kılıç, insanları birleştirecek yerde ayırır. Birleştirmek ancak maarif sayesinde olacaktır. Bunu vaiz önlerinde ve kitap sahifelerinde gerçekleştirebiliriz.” 

İslamcı hareketin başlıca yayın organı Sıratımüstakim dergisidir. Bu dergi sonraSebilürreşad adı ile çıkmıştır. Bu akımın tanınmış imzaları M. Akif, Eşref Edip, Elmalılı Hamdi, Babanzade Ahmed Naim, M. Şemseddin (Günaltay)’dir. 

İslamcılık cereyanı, yeryüzündeki Müslümanları bir bayrak altında toplamayı hedef tutmak bakımından, Türkleri de içine aldığından, bir bakıma Türkçülük akımını da içine almaktadır. İslamcıların İmparatorluk döneminde yakın idealleri, ancak İmparatorluğa dahil Müslüman toplulukları hedef tutuyordu. 

İslamcılık, önceleri şiddetle karşı olduğu ırk mefhumuna gelişen ve değişen şartlar icabı sonradan sahip çıkmış, İslam yurdu tabiri ile de Anadolu’yu anlar olmuştur. Bu husus Akif’in şiirlerinde açıklığı ile görülmektedir.alıntıdır...

1 1 1