Cevaplar

2012-10-21T14:47:50+03:00

Batı’daki modernleşme dönüşümleri, tarihsel süreç içerisinde kendiliğinden gerçekleşmiştir. Bu yüzden Batı’daki modernleşme deneyimi, süreklilik ifade eden ve ilerlemeci bir yönü olan kimliğe bürünmüştür. Sanayileşme ve ulus-devlet kavramları, Batı modernleşmenin zorunlu bir sonucudur. Sanayileşmenin neticesinde toplumsal ve kültürel bir değişimin nihai sonu, toplumsal homojenleşmeyle kavramsallaşabilir. Bu türdeş yapının temel özellikleri: rasyonellik, bireysellik, kentlileşme vb. değerlerdir. 

Ulus-devletin buradaki asli amacı: Alt yapı tarafından şekillenen toplumu, üst yapıyla eklemleyerek kolektivist bir bütün oluşturması durumudur. Bu şekilde toplum içindeki her ferdin, ülkenin amaçlarına uygun işlevsel bir özellik göstermesi beklenir.

Türkiye modernleşmesi, Batı’nın aksine tarihsel süreç içerisinde kendiliğinden gerçekleşmemiş; birden ve aniden yapılan devrimler sonucu gerçekleşmiştir. Türkiye’deki radikal değişimler kendiliğinden oluşmadığı için, modernleşme sürekli olarak sekteye uğramış, sınırlı kalmış, kimi zaman da askıya alınmıştır. Ulus-devlet ve sanayileşme kavramları da Türkiye’nin kuruluşunda birer dezavantaj olduğu göz önünde bulundurulursa, Türkiye’nin modernleşme deneyimi her bakımdan karmaşık bir hal almaya başlamaktadır. Genç Cumhuriyet döneminde ekonomik anlamda yansıyan en büyük sorun, sanayileşmeyi sağlayabilecek herhangi bir toplumsal sınıfın olmayışıdır. Bu yüzden, alt yapının kendini gerçekleştiremediği için, üst yapıyla eklemleşemediğini söylemek mümkündür. 

Bunun yansıması olarak da homojen bir toplumun gerçekleşememesi; türdeşliğin temel özelliklerinden uzak kalan, kolektivist bir anlayışa sahip olmayan toplumun baş göstermesi, Türk toplumunun önemli bir sorunu haline gelmiştir. Genç Cumhuriyet döneminde fark edilen bu sorun, devletçilik ve köy enstitüleri gibi politikalarla aşılmaya çalışılmıştır. Fakat çoklu siyasi rejime geçilmesiyle birlikte DP parti tarafından, bu politikaların rafa kaldırılması, modernleşmenin ve Cumhuriyet kazanımlarının araçsallaştırılmasına neden olmuştur. Bundan dolayı, alt yapı ilişkileri ne kadar gelişime uğrarsa uğrasın, üst yapıda bir karşılık bulamamış ve çatışma ortamı git gide zirveye ulaşmıştır.

Alt yapıdaki bu sınırlı değişim, üst yapıyı dönüştüremediği için toplum içindeki farklı etnik yapıların birbirinden uzaklaşması, pamuk ipliğine bağlı hassas bir düzlem içine oturmuştur. Osmanlı’dan kalan çok kültürlülük mirası, kolektivist bir kimliğe bürünememiş, toplumsal hoşgörü gerilemiştir. Toplumsal hoşgörüdeki zayıflama da çok sesliliği ve demokrasiyi sekteye uğratmıştır.

“Çok kültürlü yapıdan demokrasi çıkmaz,” algısı bu şekilde meşrulaştırılmıştır. Bu düşüncenin en somut örneği, 80 darbesidir. Modern anlamda kolektivist bir anlayışın toplumda sağlanamaması, toplumu din ekseninde birleştirmeyi amaçlamıştır. Üst yapıyı sadece din olgusu üzerinden şekillendirmek, 80 darbesinin ne denli gerici ve faşist bir darbe olduğunu göstermekte yeter de artar bile.
Günümüzde gelinen noktadaki sorunları, geçmişteki hatalarda aramamız gerekmektedir. Sosyal adaletsizliğin, hoşgörüde zayıflamanın temelinde yatan sıkıntılar, Cumhuriyet kazanımlarının araçsallaştırılmış olmasında ve bunun neticesinde modern-dışı bir topluma evrimleşmemizde yatmaktadır.

0
2012-10-21T14:49:47+03:00

Batı’daki modernleşme dönüşümleri, tarihsel süreç içerisinde kendiliğinden gerçekleşmiştir. Bu yüzden Batı’daki modernleşme deneyimi, süreklilik ifade eden ve ilerlemeci bir yönü olan kimliğe bürünmüştür. Sanayileşme ve ulus-devlet kavramları, Batı modernleşmenin zorunlu bir sonucudur. Sanayileşmenin neticesinde toplumsal ve kültürel bir değişimin nihai sonu, toplumsal homojenleşmeyle kavramsallaşabilir. Bu türdeş yapının temel özellikleri: rasyonellik, bireysellik, kentlileşme vb. değerlerdir. 

Ulus-devletin buradaki asli amacı: Alt yapı tarafından şekillenen toplumu, üst yapıyla eklemleyerek kolektivist bir bütün oluşturması durumudur. Bu şekilde toplum içindeki her ferdin, ülkenin amaçlarına uygun işlevsel bir özellik göstermesi beklenir.

Türkiye modernleşmesi, Batı’nın aksine tarihsel süreç içerisinde kendiliğinden gerçekleşmemiş; birden ve aniden yapılan devrimler sonucu gerçekleşmiştir. Türkiye’deki radikal değişimler kendiliğinden oluşmadığı için, modernleşme sürekli olarak sekteye uğramış, sınırlı kalmış, kimi zaman da askıya alınmıştır. Ulus-devlet ve sanayileşme kavramları da Türkiye’nin kuruluşunda birer dezavantaj olduğu göz önünde bulundurulursa, Türkiye’nin modernleşme deneyimi her bakımdan karmaşık bir hal almaya başlamaktadır. Genç Cumhuriyet döneminde ekonomik anlamda yansıyan en büyük sorun, sanayileşmeyi sağlayabilecek herhangi bir toplumsal sınıfın olmayışıdır. Bu yüzden, alt yapının kendini gerçekleştiremediği için, üst yapıyla eklemleşemediğini söylemek mümkündür. 

0