Cevaplar

2012-10-21T16:06:49+03:00

ROMANTİK DÖNEM

 

Romantizm dönem olarak, 19. yüzyılın başlarından 20. yüzyılın başlarına kadar geçen süreyi kapsar. Genel anlamıyla sanattaki romantizm akımının birçok teması müzikte de yerini almıştır.
19. yüzyılla birlikte besteciler eserlerini yazarken romantik romanlar ve dramalardan etkilenmeye başlamışlardır. Bu özellikle opera ve senfonik şiirlerde göze çarpmaktadır.

 

Romantik dönemde de farklı yenilikler ortaya çıkmış ve müzik yeniden kendini keşfetmiştir. Uzun ve açıklayıcı melodiler, renkli armoni, çalgıların çeşitliliği, ritmlerdeki özgürlük ve esneklik en önemli değişimlerdi. Ancak müzikal formda çok fazla bir yenilenme söz konusu değildir. Bu dönemde eser veren bestecilerin en önemli özellikleri; önceki dönem müziğine duydukları saygı ve geçmişten beri süregelen katı müzik kurallarına sıkı sıkıya bağlılıklarıdır. L.V. Beethoven dünyanın ilk romantiği olarak kabul edilir ve hem klasik, hem romantik dönem bestecisidir. Beethoven' ın klasik ve romantik akımları birbirine bağlayan müziğinin ardından, çağdaşları sayılan Weber, Brahms, Tchaikovksy, Bruckner, Schubert ve Rossini ilk katıksız Romantikler kuşağı olarak bilinir ve Romantik dönemi gerçek anlamıyla başlatan da onlar olmuşlardır. Bu bestecilerin 1830'larda ölmesiyle ikinci kuşak Romantikler döneme ağırlıklarını koymuşlardır.

1 5 1
2012-10-21T16:07:04+03:00

Müzikte Romantik Dönem

Müzikte Romantik dönem, 19. yüzyılı baştan başa kapsayan ve 1830′lardan 20. yüzyılın başlarına kadar uzanan müzik akımıdır. Schubert, Chopin, Schumann, Liszt, Berlioz, Verdi ve Wagner’in çağıdır bu. Ancak hemen şunu da eklemek gerekir ki Romantizm, her çağda her sanatçıyla yaşanmıştır; ama 19. yüzyılda sanat yapıtlarına daha yoğun ve abartılı biçimde yansıdığından bu çağın kimliği olup çıkmıştır. Romantik, her çağda, günümüzde bile, romantiktir.

Düşlemler, imgeler içinde uçan, ulaşamayacağının peşinde koşan, kendine acıyan, anlaşılmamaktan yakınan, ruhsal iniş çıkışlarını yapıtlarına yansıtan sanatçıdır. Önceki dönemin sağlam yapıya, öz ve net anlatıma önem veren bestecisi yerini yeni bir besteci tipine devretmiştir: Bir türlü sözünü bitiremeyen, yapısal çerçevelerle düşüncelerini sınırlamaktan kaçınan, denge ve oran uğruna yapıtın özünü yitireceğinden korkan, iç dünyasının karmaşasını sanatına yansıttıkça tekniği de karmaşıklaşan sanatçı tipine. 19. yüzyılın sonlarına doğru filizlenen Ulusçuluk, Post-Romantizm ve İzlenimcilik akımları da köklerini Romantizm’den alırlar.

Romantik sözcüğünün kökü romans (romance)’tan gelir. Ortaçağ’da kahramanları ve kahramanlık öykülerini dile getiren Latince kökenli şiir ya da düzyazı türündeki edebiyat yapıtları, roman adını alır. Örneğin: Kral Arthur Romanları gibi. 18. yüzyılda bu sözcük, uzak, masalsı, düşlemsel, olağanüstü, imgesel çağrışımlarında kullanılır. İçinde yaşadığımız gerçek dünya yerine idealimizdeki dünyanın nitelikleridir bunlar. Doğal güzelliğe imge ürünü, olağandışı özellikler eklenmektedir.

Romantizm, önceki 18. yüzyıl Klasik akımının kuralcı sınırlarına karşı bir başkaldırı olarak nitelenebilir. 18. yüzyılda sanat, belli bir toplum katının eğlencesi için üretilir. 19. yüzyılda ise bestecinin, kendini anlatma gereksiniminden doğar. Romantik üslup, sanatı ve çevresi arasındaki karşıtlığı çözebilme çabasındaki sanatçının anlatım yoludur. Romantik besteci, öznel duygularının dışavurumu olan yapıtında armoni ve çalgı renklerinin zenginliği ile dramatik seslenişe büyük önem verir.

Özün en çarpıcı şekilde ortaya çıkması için biçimdeki kusursuzluk kaygısını bir yana bırakmıştır. Ancak bu durum, yapısal bütünlüğe özen gösterilmediği anlamına gelmez. Bu arada sanatçılar 12. yüzyılın Gotik sanatına ilgi duyarlar. Çünkü Gotik’te simetri yerine düzensiz çizgiler geçerlidir. Böylece Klasik dönemin Eski Yunan anıtlarındaki kusursuzluğu öngören, düzenli, bakışımlı sanatı, Romantiklerde yerini Gotik sanattaki gibi içten gelen bir haykırışa bırakmıştır.

Yine de örnek bir Romantik besteciden söz etmek, onu belli bir kalıp içine sokmak, tipik Romantik besteciyi tanımlamak olanaksızdır. Aynı şekilde tipik bir Romantik senfoni, Romantik roman ya da resim de tanımlanamaz. Çünkü Romantik sanatçının özünde yatan karmaşık kişilik, sanatına belli bir giysi biçmez, değişkenliği de birlikte getirir.

Duyguları çok yoğun yaşayan Romantik sanatçı, savaşımının sonunda düş kırıklığına uğradığını fark edince karamsar bir dünyaya dalar. Karamsarlık (melankoli) alıp başını gittiğinde ruh hastalıklarına bile yol açar. Örneğin: hiççilik felsefesinin (nihüisme) intihara varan çılgınlığı gibi. Goethe’nin Genç Werther’i böyle bir boşluğa düşer. Öte yandan operalardaki buhran sahneleri artar. Bellini operalarında, Wagner’in Uçan Hollandalı’sında, Puccini’nin Madam Butterfly’ında olduğu gibi.

0