Cevaplar

  • Eodev Kullanıcısı
2012-10-21T18:40:13+03:00

Osmanlıda Sanat eğitimi, Osmanlıda Sanat, Osmanlıda Sanat hakkında bilgi

İslam sanatının belirgin niteliklerinin başında Tevhit düşüncesi gelir. Yaratıcının tekliği ilkesi en belirleyici unsurdur.Bu düşüncenin ön yargılarla anlaşılması güçtür.İslam sanatı soyut, görülenin kopya edilmesi ya da kopya edilenden rasyonel gerçeklerle vazgeçilmesinden çok çerçevesi vahiyle çizilmiş tefekküre dayalı bir üslûptadır. Üstelik bu çerçeve, yalnızca süsleme unsurları ile değil, mimari gibi öteki sanat unsurlarını da kuşatır.İslam sanatı zaman içerisinde akımlarının etkisi ile değişen anlayış ve yaklaşımları kendi içinde kesin hatlarıyla reddetmese de kurallı tanımlanabilir esneklikler üreterek kabullenme yoluna gidememiş,nispeten içine kapanmıştır.

Temelde İslam sanatı ile farklı yaklaşımlar gösteren Türk sanatı Selçuklular döneminde yakınlaşmaya başlamış,Arap kültüründen taşıdığı izlerle içine kapanan İslam sanatı simgelere yüklediği manaları soyutlaştırarak yansıtan Klasik Türk sanatı ile etkileşim içerisine girmiştir.Sanatın bir çok alanında Selçuklular ile başlayan bu birliktelik Osmanlı İptarotorluğu ile zirveye çıkmıştır.Etkisini her alanda hissettiren Osmanlı İmparatorluğu sanatsal gelişim ve değişimlere duyarsız kalmamış,planlı ve sistematik olarak kendi içinde büyüyüp gelişen özgün bir sanat ortaya koymuştur.Nitelikleri ile İslam sanatı ve Klasik Türk sanatının bir sentezi olan Osmanlı sanatı imparatorluk ihtişamı içerisinde o atmosfere paralel eserler ortaya koymuştur.Sanatın tüm dallarında sadece kendine has değerler bütünü içersinde etkisini göstermiş ve kendi coğrafyası içinde olduğu gibi bu coğrafya dışında kalan toplulukları da etkisi altına almıştır.

Osmanlı sanatı, İslam dünyasında gelişmiş, çeşitlenmiş temel ilkeleri izler. Öte yandan, bu ilkeler Osmanlı beğenisine uyarlanmış, İmparatorluğun geniş coğrafyasının ve komşularının sanatsal gelişmişliklerini yorumlayarak beslenerek, Osmanlı sarayının kendine özgü çoğulculuğuyla koşut bir biçimde özgün bir sanat dili oluşturmuştur. Kurumlaşmış bir örgütün üyesi olarak saraya bağlı sanatçıların hazırladıkları eserler içinde hayat bulan çalışmalar, özellikle 16. yüzyılın ortalarında gerek üslup, gerekse konu bakımından diğer İslam ülkelerinin sanatından tamamen ayrılmıştır.

17 yy sonlarına doğru İmparatorluğun askeri,siyasi,ekonomik ve kültürel gerçeklikler sanatına da yansımış,bu tarihlerden itibaren başlayan ve cumhuriyet tarihi ile ivme kazanan bir gerileme içerisine girmiştir.Bilinçsiz,kontrolsüz bir kopyalama ve tekrar süreci içerisine giren sanat diğer alanlarda da kendini göstermiş,Osmanlı İmparatorluğunun varisi konumunda ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti Milli Sanat politikasından uzaklaşmış ,neticesinde elle tutulur nitelikleri ile fark edilir bir anlayış yakalayamamıştır.Kendi coğrafyası dışında olgunlaşan akımları sorgulamadan kopya eden sanatçıların elinde toplumsal olgulardan uzak ,kültürel etkilerden yoksun bir anlayış olarak tanımlanabilecek bu anlayış resimde,müzikte,mimaride,edebiyatta kendini hissettirmiş,geleneksel sanatından bütün bütün uzaklaştırılmıştır.

Yakın tarihe kadar Osmanlı İmparatorluğuna yönelik sistematik olarak devam ettirilen karalama ve görmezden gelme politikası neticesinde tüm yönleriyle geçmişinden habersiz bir toplum geleneksel yapısından yoksun bir sanat anlayışı ortaya çıkmıştır.Geleneksel yapısından uzak olmakla birlikte o yapıyı reddeden ve biçimsel değişikliklere zorlayan bu anlayış süreç içerisinde kendini iyiden iyiye hissettirmiş hatta zamanla “Osmanlı” ibaresi içeren tüm olgulara karşı planlı bir cepheleşmeye doğru gitmiştir.

Geleneksel olan her ne varsa reddedilen,geçmişe karşı tükenmez bir kinle bilinçli bir grubun etkisinde bilinçsiz kitleleri peşinden sürükleyen bu akım günümüz Türkiyesinde siyasal,ekonomik ve toplumsal belirsizliği tutarsızlığı hatta kontrollü bir gerilemeyi hedeflemektedir

0
2012-10-21T18:40:29+03:00

Osmanlılar Dönemi Türk Sanatı 

Oğuz boylarının Kayı boyuna mensup olan Türkler, 12299'da Söğüt'te Osmanlı devletini kurdular. Zamanla, çağının en kudretli imparatorluğu haline gelen bu siyasi teşekkül zamanında, Türk Sanatı da evrensel bir sanat olarak Dünya Sanat Tarihi'ndeki seçkin yerini aldı. 
1. Mimarî 
Osmanlı Mimarları, geçmiş devirlerdeki Türk mimari ekollerinden farklı olarak mimaride, sadeliği ve mimarinin kendisinden doğan güzelliği tercih ettiler. Yapıların üstünü örtme konusunda özellikle kubbeyi uyguladılar. Düğer örtü sistemleri ikinci plânda kaldı. Osmanlı mimarisinde son derece çeşitlilik arz eden mimari tipler, o zamana kadar ulaşan mimari form ve plân anlayışını geliştirerek, geleneksel mimarideki birçok sorunu başarı ile çözdüler.

 Bursa Üslûbu veya Erken Devir (1335-1501) 

Camiler: İznik ve Bursa gibi şehirlerde yapılan binalardan, İstanbul'da Beyazıt Camii'nin inşasına kadar olan zamanı içine alır. Bu üslûptaki binalar, Türkistan ve Selçuk binalarını andıran ve Selçuklular'da devam eden şekillerdir. Kubbeler doğrudan doğruya köşe bingileri üzerine oturtulmuş ve sütun yerine ayaklar kullanılmıştır. Bu ilk devirde yapılmış binalarda, Küçük Asya'daki Türk anıtlarında uygulanan programın ve planın dikkate değer bir değişikliğe uğradığını görüyoruz. Çok kemer gözlü cami planı basitleştirilmiştir. Büyük alanları, yan yana getirilmiş küçük kubbelerle örtme imkanı veren haç şeklindeki plan genelleşmeye başlamıştır. Her türlü gereksiz motiflerden sıyrılan süsleme sanatının, daha zengin fakat, hem sade ve hem de açık hale geldiğini görüyoruz. 

Medreseler: İlk dönem Osmanlı mimarlığının önemli bir grubunu oluşturan medreselerin çoğu, günümüze ulaşmamıştır. Bu yapılarda, Anadolu Selçuklu ve Beylikler dönemlerinin kapalı medreseler planını sürdüren örnek çok azdır. Buna karşılık ortası revaklı açık avlulu, Güney'de dershane-mescit işlevinde kubbeli ana eyvan, yanlarda kubbeli odaların yer aldığı şema yaygın biçimde uygulanmıştır. Genellikle külliyeler içinde yer alan veya bağımsız örneklerin yanında, büyük camilerin avlu revakları ardına eklenmiş odalardan meydana gelen medreseler de vardır. 

Türbeler: XIV. yy.'da, kare veya çok köşeli plan yaygın olarak kullanılmış, konik külahın yerini kubbe almıştır. Kare planlı, dört sütun ya da ayağa oturan kubbeyle örtülü, yanları açık mezarlar da vardır. Selçuklularda mezar yapıları, dışa kapalı olmalarına karşılık, Osmanlılarda gövde ve kubbe kasnağındaki pencerelerle dışa açılmıştır. Yapıların bir bölümüne, revaklı bir giriş eklenmiştir. Taş bezeme, gövdeye ve iç duvarlara yayılmıştır. 

Kervansaraylar ve Hanlar: Anadolu Selçukluları'nın geliştirdiği kervansaray ve hanların yapımı, Osmanlı döneminde de sürdü. Bu yapılarda revakla çevrili kare ya da kareye yakın avlulu, birkaç sahınlı Selçuklu şeması uygulandı. Ancak, şehir hanlarında kapalı mekanlar, düzgün dörtgen planlarını yitirmiş, alana uydurulmuştur. Bu dönemde iki katlı hanlar da uygulanmıştır. Dönemin han mimarlığında kale görünümünden uzaklaşılmış, yalınlık egemen olmuştur. Osmanlıların Bursa'yı almalarından sonra han mimarisinde görülen gelişme, Edirne ve İstanbul hanlarıyla XIX. yy.'ın sonuna kadar sürmüştür.

0