Cevaplar

2012-09-23T17:22:50+03:00

Tüccar ile Papağanı:

Bir tüccarın, kafese kapattığı çok güzel bir papağanı vardı. Bir gün Hindistan’a gitmesi icap etti. Herkesten ne istediğini sor­du. Sıra papağana gelince, dedi ki: “Oradaki papağanlara söyle, siz serbestçe gezip dolaşırken, benim kafeslerde kapalı olmam, doğru mu­dur? Bir sabah vakti beni de hatırlayın da, birazcık mutlu olayım…”
Tüccar, Hindistan’a vardı. Gördüğü papağanlara kendisini tanıtarak, papağanının söylediklerini nakletti. Ancak, sözü biter bitmez, papağanlardan biri anında düşüp öldü…
Tüccar, memleketine döndü. Olanları kendi papağanına da anlattı. Papağan da kafesin içinde önce titredi, sonra hareketsiz kalıp öldü. Tüccar çok üzüldü. Kafesi açıp, ölü papağanı alıp pen­cerenin kenarına bıraktı. Bırakır bırakmaz, papağan canlanıp uçtu. Tüccara da dedi ki:
“O Hindistan’daki papağan, selamımı alınca, ölmüş gibi yaptı. Yani bana dedi ki, ‘Kafesten kurtulmak istiyorsan, öl’ Ben de onun dediğini yaparak kurtuldum.”

Hayvanların Dilini Anlayan Adam:

Adamın biri Hz. Musa’ya gelip, “Hayvanların dilinden anla­mak istiyorum” diye istekte bulunur. Hz. Musa ne kadar “hayır, olmaz” dese de talebinden vazgeçmez. “Hiç olmazsa, evdeki horoz ve köpeğin dilinden anlayaytm” diye adetâ yalvarır. Hz. Musa “peki” der. Adam memnundur.
Ertesi gün, yere düşen bir ekmek parçası için horoz ve köpek kapışırlar. Horoz der ki, “Merak etme, yarın efendimizin eşeği ölecek, et yersin.” Bunu duyan adam, hemen eşeği götürüp satar. Köpek, horoza “Et yiyecektim ama eşek gitti, şimdi ne olacak?” diye sitem eder. Horoz da: “Yarın at ölecek, onun etini daha çok yersin” der. Adam bunu duyunca, atı da götürüp pazarda satar. Keyfine diye­cek yoktur. Bu arada, köpek horoza iyice kızmıştır. Yalancılıkla dahi suçlar. Horoz, “Kızma, yarın efendimizin kölesi ölecek, bol bol helva ve yemek yiyeceksin” der. Adam, bunu da duyar, zevkten dört köşe, köleyi de götürüp pazarda satar.
Köpek, artık hiddetten köpürmektedir. Horoza, “Senin yalan­larından bıktım, usandım” der. Horoz ise: “Hayır, hiç yalan söyleme­dim. Bu eve bir ölüm gelecekti. Eşek burada ölseydi, iş noktalanacaktı. Ancak efendimiz eşeği sattı. Sıra ata geldi, onu da sattı. Sıra köleye geldi, onu da sattı. Ne yazık ki, artık sıra efendimize gelmiştir. O ölünce, he­pimizin karnı doyacak” dedi.
Bunu duyan adam ağladı, sızladı, dövündü, başını taşlara vurdu ama ne çare? İş işten geçmişti.

 

Çok eski zamanlarda bir padişah vardı. En son aldığı cariye­ye aşık olmuştu. Ancak, gel gelelim cariye hastalanmasın mı? Bütün hekimler seferber olup, “Kolay, hallederiz” dediler. Hiçbiri “Allah isterse” demediği için, cariye bir türlü iyileşmedi. Bilakis günden güne, hastalığı daha da arttı.
Padişah hekimlerin başarısızlıklarını görünce, ağlayarak Al­lah’a yalvarmaya başladı: “Yarabbim, sen varken tuttuk bir ölümlü cariyeye gönül verdik. Hastalandı, medeti senden değil, hekimlerden bekledik, bağışla beni…”
Bu yalvarma, Allah’a hoş geldi. Gece padişah uyurken, rüya­sında ak sakallı bir ihtiyar göründü ve, “Yarın yanına bir garip kişi gelecek. Bu ki o bizdendir. Hastanı iyileştirecek.” dedi.
Ertesi gün, beklenen kişi gelince, padişah herkesten Önce ko­şup, kapıyı açtı. İzzet, ikramda bulundu. Sonra, kişi hastayı muayene etti. Anladı kî, kızın derdi, gönül derdidir. Bulmak için, kızın nabzım tutup, hayat hikâyesini anlattırmaya başladı. Niyeti, hangi isim geçtiğinde, kızın nabzının atışı artıyorsa, böylelikle sevdiği kişiyi öğrenmekti. Kız anlattı, hekim dinledi. Ta ki, kişiyi Öğrenmekti. Klz anlattı, hekim dinledi. Ta ki, Semerkand’a gelinceye kadar. Sonunda, kızın Semerkand’lı bir kuyumcuya aşık olduğunu öğrendi. Kızı muayene eden hekim, kızı bu üzüntüden kurtarmak için, kuyumcuyu bulmaya karar verdi. Yalnız, kızdan bundan sonra neşelenip gülmesini, padişaha da bir şey söyleme­mesini tembih etti. Sonra da padişahın huzuruna çıkıp, “Kızın iyileşmesi İçin, bu kuyumcunun bulunması gerekir’ dedi.
Padişah, kuyumcuyu buldurtup, sarayına getirtti. Onu Kuyumcubaşı yaptı. Cariyeyi de kuyumcuya verdi. Aradan altı ay geçmeden, cariye sapasağlam oldu. Bu sefer, bizim hekim bir şurup yapıp kuyumcuya içirdi. Çok geçmeden kuyumcu eriyip solmaya başladı. Bu çirkin halini gören kız ondan soğudu. Bir müddet sonra da kuyumcu Öldü. Ölmeden önce de şunları söyle­di: “Bu dünya bir dağa benzer. Yaptıklarımız dağa seslenmek gibidir. Sesimiz, güzel de olsa çirkin de olsa, dağa çarpıp geri dönerek, gelir bizi bulur.”

0
2012-09-23T17:23:05+03:00

Tüccar ile Papağanı:

Bir tüccarın, kafese kapattığı çok güzel bir papağanı vardı. Bir gün Hindistan’a gitmesi icap etti. Herkesten ne istediğini sor­du. Sıra papağana gelince, dedi ki: “Oradaki papağanlara söyle, siz serbestçe gezip dolaşırken, benim kafeslerde kapalı olmam, doğru mu­dur? Bir sabah vakti beni de hatırlayın da, birazcık mutlu olayım…” Tüccar, Hindistan’a vardı. Gördüğü papağanlara kendisini tanıtarak, papağanının söylediklerini nakletti. Ancak, sözü biter bitmez, papağanlardan biri anında düşüp öldü… Tüccar, memleketine döndü. Olanları kendi papağanına da anlattı. Papağan da kafesin içinde önce titredi, sonra hareketsiz kalıp öldü. Tüccar çok üzüldü. Kafesi açıp, ölü papağanı alıp pen­cerenin kenarına bıraktı. Bırakır bırakmaz, papağan canlanıp uçtu. Tüccara da dedi ki: “O Hindistan’daki papağan, selamımı alınca, ölmüş gibi yaptı. Yani bana dedi ki, ‘Kafesten kurtulmak istiyorsan, öl’ Ben de onun dediğini yaparak kurtuldum.”

Hayvanların Dilini Anlayan Adam:

Adamın biri Hz. Musa’ya gelip, “Hayvanların dilinden anla­mak istiyorum” diye istekte bulunur. Hz. Musa ne kadar “hayır, olmaz” dese de talebinden vazgeçmez. “Hiç olmazsa, evdeki horoz ve köpeğin dilinden anlayaytm” diye adetâ yalvarır. Hz. Musa “peki” der. Adam memnundur. Ertesi gün, yere düşen bir ekmek parçası için horoz ve köpek kapışırlar. Horoz der ki, “Merak etme, yarın efendimizin eşeği ölecek, et yersin.” Bunu duyan adam, hemen eşeği götürüp satar. Köpek, horoza “Et yiyecektim ama eşek gitti, şimdi ne olacak?” diye sitem eder. Horoz da: “Yarın at ölecek, onun etini daha çok yersin” der. Adam bunu duyunca, atı da götürüp pazarda satar. Keyfine diye­cek yoktur. Bu arada, köpek horoza iyice kızmıştır. Yalancılıkla dahi suçlar. Horoz, “Kızma, yarın efendimizin kölesi ölecek, bol bol helva ve yemek yiyeceksin” der. Adam, bunu da duyar, zevkten dört köşe, köleyi de götürüp pazarda satar. Köpek, artık hiddetten köpürmektedir. Horoza, “Senin yalan­larından bıktım, usandım” der. Horoz ise: “Hayır, hiç yalan söyleme­dim. Bu eve bir ölüm gelecekti. Eşek burada ölseydi, iş noktalanacaktı. Ancak efendimiz eşeği sattı. Sıra ata geldi, onu da sattı. Sıra köleye geldi, onu da sattı. Ne yazık ki, artık sıra efendimize gelmiştir. O ölünce, he­pimizin karnı doyacak” dedi. Bunu duyan adam ağladı, sızladı, dövündü, başını taşlara vurdu ama ne çare? İş işten geçmişti

1 1 1