Cevaplar

  • Eodev Kullanıcısı
2012-10-22T14:00:32+03:00

Bir İngiliz gazetesinin açmış olduğu yarışmada okuyuculara şu soru soruldu:

"Yeryüzündeki en mutlu insan kimdir?"

Gelen cevaplardan dört tanesi ödül aldı.

* İyi yapılmış bir işten sonra ıslık çalan sanatkar,

* Kumda şatolar yapan küçük bir çocuk,

* Yoğun bir iş gününden sonra bebeğine banyo yaptıran anne,

* Güç ve tehlikeli bir ameliyattan sonra bir insan hayatı kurtaran doktor,

Ödül alan cevaplar arasında ne mevki, ne para, ne de mal mülk bulunuyordu.

(Küçük çocuğun yaptığı kum şato hariç) Bu cevaplar aslında mutluluğun yanı başımızda ve herkes için geçerli olduğunu anlatıyordu.

Başlıca hayal kırıklıklarımız, mutluluğa ulaşmak için bütün gücümüzle verdiğimiz mücadeleden sonra onu elde edemeyeceğimizden doğar.

En büyük sevinçleri hiç beklemediğimiz anda karşımıza çıkan güzel şeyler bize yaşatır. Biz çoğu zaman bu sevinçleri, mutlu düşüncelerimizi, bir tesadüf ve şansa bağlarız. Fakat olanların, daima, daha iyi bir izah şekli vardır.

Ummadığımız bir mutluluk bizi kapladığı anda duymakta olduğumuz sevincin, geçmişimizde olmuş fakat unutulmuş veya şuur altına atılmış bir olayla ilgili olduğunu fark etmişizdir. Yeterli derecede açık kapı bırakın, Mutluluk siz farkında olmadan içeri girecektir.

Bu kapılar: başkalarıyla ilgilenmek, yoksullara yardım etmek, ümitsizlere cesaret vermek, geçici olarak itibarını kaybetmiş olanlarla arkadaşlık etmek, sizden düşük durumlarda olanları küçümsememek? ve sizin bulacağınız nice kapılar?James T. Mangan

3 2 3
2012-10-22T14:00:48+03:00

Dünyanın en mutlu insanı kimdir? Hiç şüphesiz Allah Resûlüdür (a.s.m.). Peki, o bunu nasıl sağlamıştı?

En imkânsızlıklar içinde bir hayat geçirmesine rağmen. Son derece sade bir hayat yaşamış, üç gün ard arda arpa ekmeğiyle karnını doyurmamıştı. İstese, Allah akla hayale gelmedik nimetler verebilecek ken istememiş, böyle bir hayatı tercih etmişti. 

Âişe Validemiz, “Zaman olur, bir ay boyunca yemek için ateş yakmazdık. Sadece hurma ile su bulunurdu” diyor. 

Resûlullah (a.s.m.) değil buğday ekmeği, arpa ekmeğiyle olsun doymadan vefat etmişti. 

Günlerce yiyecek bulamadığını, zaman zaman açlıktan kıvrandığını, sesi kısıldığını, aç kaldığı halde oruca niyetlendiğini öğreniyoruz. Birgün Sahabîler açlık sebebiyle karınlarına birer taş bağlamışlar ve Resûlullaha dert yanmışlardı. Bunun üzerine Resûlullah da karnını açmış, karnına bağladığı iki taşı göstermişti. Bizzât kendisi bir açlık hâlini şöyle anlatır: 

“Üzerimden bir ay geçerdi de, benim ve Bilâl’in azıcık birşey dışında bir kimseyi doyuracak miktarda yiyecek birşeyi bulunmazdı. Onu da Bilâl koltuğunun altına saklasa görünmezdi.” Vefat ettiğinde evinde ne bir dinar, ne bir dirhem, ne bir koyun ve ne de bir deve vardı. Rafta sadece azıcık bir arpa ekmeği bulunuyordu. 

Âişe Validemiz Resûlullahın (a.s.m.) karnının hiçbir zaman doymadığını, açlık çektiğini, isteseydi yeryüzünün bütün hazineleri emrine verileceğini anlatır. Birgün onun bu hâlini görüp acıdığını, ağladığını söyler ve “Hiç olmazsa yetecek kadar dünyalık edinseydiniz?” diye sorar ve buna şu cevabı alır:

“Ey Âişe dünya benim neyime? Ulu’l-azm olan peygamber kardeşlerim benden çok daha fazla eziyet çekmişler. Onlar o halleriyle Rablerine kavuştular ve yüksek mevkiler kazandılar. Ben dünyada refaha kavuşup da ahirette onlardan geri kalmak istemiyorum. Ebedî hayatta mes’ûd olmak için şurada birkaç gün sıkıntı çekerim. Benim için en güzel ve sevimli şey kardeşlerime kavuşmam, onlara katılmamdır.” 

Allah Resûlünün bu söz ve davranışlarını görüp de dünyaya çalışmamak gibi bir mânâ çıkarmak yerine, onca imkânlar içinde yüzdüğümüz halde ne kadar şükretmemiz, şikâyete girmememiz gerektiğini anlamalıyız. Yine burdan çıkarılması gereken ders, dünya malına sahip olmamak değil, onlara gönülde yer vermemek olmalı, çalışıp çabaladıktan sonra az da kazanılsa kanaat edebilmeli, elde edilenleri de stoklamak yerine hayra kullanabilmelidir. “Dünyayı kesben değil, kalben terk etmek lâzımdır” ifadesinde de anlatılmak istenen budur. Yoksa Resûl-i Ekremin eline birçok imkânlar geçmişti. Meselâ ganimetlerin beşte biri devlet başkanı olarak tasarrufuna bırakılmıştı. Ama o ne kadar imkâna kavuşursa kavuşsun bunlara gönlünde yer vermemiş, başkalarını daima kendine tercih etmiş, gerekli yerlere, ihtiyaç sahiplerine vermesini bilmiştir. Bunca imkânlara ulaşabilecekken istemeyip sabır, şükür ve kanaatle yaşayan Allah Resûlü (a.s.m.) hiç şüphesiz dünyanın en mutlu insanıydı. Kanaatten uzak olan insanın mutlu olması mümkün değildir. “Yeryüzündeki bütün ıztıraplar aza kanaat etmemekten doğar” der Firdevsî. Mor Jokai de, insanın en aza kanaat ettiği zaman dünyanın en mutlu insanı olduğunu söyler. 

Evet, aza kanaat etmesini bilen insan dünyanın en mutlu insanıdır.

 alıntı
2 3 2