Cevaplar

2012-10-22T20:51:55+03:00

Mehmet Âkif, hayatı boyunca halktan biri olarak yaşamış, bu yaşayış tarzı çeşitli
şekillerde şiirlerine de yansımıştır. Esasen, edebiyatı toplumun yararına bir araç sayan şairin
bu endişelerinin eserlerinde görülmesi gayet doğaldır.
Âkif’in, 1906-1910 yılları arasında yazdığı Küfe, Meyhâne, Mahalle Kahvesi, Hasır,
istibdat, Kör Neyzen, Hürriyet, Ahiret Yolu gibi karşılıklı diyaloglarla gelişen manzum hikâye
tarzındaki şiirlerinde sosyal konular işlenmiştir. Daha sonraki yıllarda, siyasî gelişmelerin de
etkisiyle, şiirlerinde “var olma-yok olma” savaşı veren halkı uyaran, uyandırmaya çalışan
fikirlere yer vermiştir. Bu dönemki şiirlerinde, önceleri, baştan sona sosyal içerikli manzum
hikâye tarzındakiler kadar olmamakla birlikte, yer yer toplum hayatından tablolar çizdiği
görülür. Halk hayatının, Ahmet Rasim ve Hüseyin Rahmi’nin eserlerini aratmayacak derecede
canlı, gerçekçi tespit edilmiş olmasını o devirde görülen realizm akımının etkisine bağlamak
mümkünse de, şairin kudret ve kabiliyetini, halkın içinden birisi oluşunu da unutmamak gerekir.
Sanatına “hakikat, hayat ve müşahade”nin hâkim olduğunu söyleyen Âkif, bu konuda şöyle
diyor: “Muharrir için en sağlam esas, hakiki hayattan aldığı intibâlardır. (...) Avam arasında
muhâvereler yürütmek mi istiyorsunuz? Halkın arasına karışınız; bir taraftan çenesi düşük
adamları, bilhassa kocakarıları dinleyiniz. Bir taraftan da söylenen sözleri edâsıyla telâffuzu ile
beraber zabtediniz”1. Âkif’in, bu söylediklerini şiirlerinde başarı ile uyguladığını bilmekteyiz.
Öyle ki, “Mahalle Kahvesi” isimli şiirini okudukları zaman, kahve sahibinin “Bu herif, muhakkak
böyle kahvelerde yetişti” dediği meşhurdur2.
Mehmet Âkif, halk ve köylüye çok önem verir, yazarların onlara hitap eden eserler
yazmamasından şikâyet eder: “Erbâb-ı fikir ve nazarımız hayâlen göklerde uçarlar da, nasîb-i
nûrunu maddeten bağlı bulunduğu topraktan bekleyen şu halkı bir kere olsun hatırına
getirmezler. Hepimizin velinimeti bulunan köylü dediğimiz sınıf-ı müstahsili hiç düşünmemek,
zavallıya hâlâ Âşık Garip’ler, Âşık Kerem’ler okutmak en büyük bir vazifesizlik olmuyor mu? 3.
Halkın kültür seviyesinin yükseltilmesi gerektiğine inanan Âkif, bu yolda eser veren Köy
Hocası’nı yayıncısı Vahid Bey’i ve Hüseyin Kâzım Bey’i çok takdir eder4.
Yüzyılların ihmali sonucu her bakımdan perişan durumda bulunan köylüye mutlaka sahip
çıkmak gerektiğini söylerken, Âkif’i çağının çok ilerisinde görüyoruz: “Hem bugün köylüyü
düşünmek meselesi bir hamiyyet meselesi değil, doğrudan doğruya hayat meselesidir. iyi
bilmeliyiz ki, asırlardan beri muttasıl sağmak istediğimiz o zavallıda artık ne can kalmıştır, ne
kan. Yanına sokulursanız ayakta duracak mecâli olmadığını görürsünüz. ihmâl-i hâzırın biraz
daha devamı bîçâreyi hâk-i helâke serecek”5.
Medreselerin yozlaşarak eski işlevini kaybetmesi sonucunda, halkı aydınlatacak hocaların
kalmayışından yakınan Âkif, aydınların onu insan bile saymadığını, hocalarla halkın arasındaki
ahengin bozulduğunu, bunun telâfisinin imkânsız olduğunu belirtir:

1 1 1