Cevaplar

2012-09-23T21:41:39+03:00

Psikolojinin yüzyılı aşkın tarihinde, psikolojiye dair çeşitli yaklaşımlar ortaya çıkmıştır. Tarihsel olarak ilk psikoloji yaklaşımı, içebakış yöntemiyle, zihinsel işlemi parçalara bölerek, en temel zihinsel elementleri saptamayı hedefleyen yapısalcılıktır.

Bu yaklaşımın öncüsü, psikolojinin de kurucusu olarak kabul edilen Wilhelm Wundt olmasına rağmen, esas temsilcisi Edward Titchener’dır.

William James’in öncülüğünü yaptığı işlevselcilik yaklaşımı, zihnin yapısıyla değil ne işe yaradığıyla ilgilenilmesi gerektiğini savunan bir psikoloji yaklaşımıdır. Almanya’da ortaya çıkan Gestalt psikolojisinin temsilcileri de, işlevselciler gibi zihne dair yapısalcı fikirleri reddetmişlerdir.

Gestalt psikologları, zihinsel etkinliklerin özellikle de algının, parçalara bölünerek değil tam tersine bir bütün olarak ele alındığında anlaşılabileceğini iddia etmişlerdir. Avrupa’da psikolojiyi zihnin çalışılması olarak anlayan yaklaşımlara karşılık, A.B.D.’de John. B. Watson psikolojinin nesnel bir bilim olabilmesi için zihin gibi gözlenemeyen yapıların çalışılmasına itiraz etmiş ve psikolojinin sadece gözlenebilir olan davranışı çalışması gerektiğini ileri sürmüştür.

Davranışçılık adı verilen bu yaklaşımın diğer önemli temsilcisi B. F. Skinner, Watson’un tanımladığı uyarıcı tepki psikolojisinden farklı olarak, davranışların çoğunun uyarıcılar tarafından başlatılmadığını, yani davranışı belirleyenin uyarıcılar değil, davranışların sonuçları olduğunu ileri sürmüştür. A.B.D.’de davranışçılığın yaygınlaşmaya başladığı sıralarda, Avrupa’da, Viyana’da psikodinamik yaklaşımın öncüsü Sigmund Freud, kendi kliniğinde hastaları üzerinde yaptığı çalışmalar sonucunda insan davranışlarının altında yatan dinamiklerin bilinç dışı olduğu tezine dayanan bir kişilik kuramı ve bir tedavi yöntemi geliştirmiştir.

1960’lardan itibaren ortaya çıkan ve günümüzde psikolojiye egemen olan bilişselci yaklaşım, insanın sadece davranışlarının değil, bilişsel yapı ve süreçlerinin de bilimsel olarak çalışılabileceğini ve çalışılması gerektiğini ileri sürer. Bu yaklaşımın savunucularına göre, bilişsel süreçler doğrudan gözlenemese de davranıştan çıkarsanabilir.

Son olarak, psikolojide özellikle de kişilik psikolojisi ve klinik psikolojide etkili olan insancıl psikoloji, insan davranışın bilinç dışı süreçler ya da çevredeki uyarıcılar tarafından belirlenmediğini, insanların davranışlarını sergilerken özgür iradeleri temelinde seçim yaptıklarını ve bu seçimden de sorumlu olduklarını ileri sürer. Bu yaklaşıma göre, insanlar kendini gerçekleştirme eğilimiyle doğarlar ve engellenmezlerse kendilerini geliştirecek yolları seçerler.

 

1 5 1
2012-09-24T00:17:28+03:00

Behaviorizm (Davranışçılık) : Birinci Dünya Savaşı sıralarında behaviorist denilen bir grup Amerikan psikoloğu, yapısalcılığa ve işlevselciliğe karşı çıkmışlardır. Bilincin iç gözlem yöntemi ile incelenmesine kuşku ile bakmışlardır. Bilinç hallerinin değil, ama davranışların, gözlenebilir durumların incelenmesi gereklidir. Psikolojinin bilim haline gelebilmesi için gözlenebilir, ölçülebilir fenomenlerin doğa bilimlerinde kullanılan objektif ve bilimsel yöntemlerle incelenmesi gerekir. Gerek yapısalcıların, gerekse işlevselcilerin kullandıkları iç gözlem yönteminin kullanılması bilime aykırıdır. Davranışçıların önde gelen temsilcileri Watson, Pavlov ve Dashil'dir. Bunlar bilinç kavramını bir yana bırakıp davranışları incelemişlerdir. Davranışçılara uyaran (stimulus)-tepki (response) psikologları da denir. Davranışçılara göre objektif tekniklerle gözlenebilen sadece çevresel uyarıcılara, insanların bu uyaranlara karşılık gösterdikleri tepkilerdir. Davranışçılar, gözlem ve deney yöntemini kullanırlar. Davranışçılar, organizma ve çevre ilişkilerinin insan ve hayvanlarda birbirinin aynı olduğu kanısındadırlar. Bu nedenle hayvanlar üzerinde psikolojik araştırmalar yapmışlardır. Örneğin Pavlov koşullu öğrenme deneylerini köpekler üzerinde yapmıştır.

0