Cevaplar

  • Eodev Kullanıcısı
2012-10-28T15:27:16+02:00

Kültürlerin birleşmesi veya değişmesi dile yeni kelimeler getirebilir, değiştirebilir bozabilir.





Diller, toplumların ortak değerlerinin aynası niteliğinde olduğu için, dildeki değişmeler toplumu, toplumdaki değişmeler de dili etkilemektedir. Söz gelimi yabancı dillerin etkisiyle her gün yabancılaşan, özünden uzaklaşan dilleri oluşturan toplumlar da, zamanla kültürel, sosyal, toplumsal… anlamda bozulmalar yaşayacaklardır. Bunun bilincinde olan sömürgeci devletler, kültürlerini bütün dünyaya yayabilmek amacıyla öncelikle yayılma alanlarındaki ulusların dillerini kendi dillerine yakınlaştırmakla işe başlamışlardır. Çünkü Ulu Önder‘in de belirttiği biçimde: “Dillerini kaybeden toplumlar, benliklerini de kaybederler.” İşte sömürgeci devletler, bu düşünceyle kültürlerini yaymak istedikleri yerlerdeki toplumların, önce dillerini etkiliyorlar ki böylece benliklerini kaybeden insan topluluklarını istedikleri gibi yönetebilsinler.

Dillerin en büyük işlevlerinden biri, “kültür taşıyıcılığı” yapmalarıdır. Yaklaşık on bin yıldır işlenerek günümüze kadar gelen Türkçemiz, bundan binlerce yıl öncesinde yaşayan atalarımızın kültür miraslarının da günümüze ulaşmasını sağlamıştır. Töre, inanç, kültür, toplumsal değerler, yaşayış biçimi ve benzer öğelerin tümü, dilimiz aracılığıyla geçmişten geleceğe taşınmaktadır. “Adı sanı yok olmak” gibi bir deyimi, binlerce yıldır taşıyan dilimiz, aynı zamanda Bilge Kağan‘ın kutlu sözlerini bugün okuyabilmemizi sağlayan güçlü bir araçtır. Atalarımızın binlerce yıl öncesinde, giysilerindeki kırışıklıkları gidermek için “ütü” benzeri bir alet kullandıklarını Kaşgarlı Mahmud‘un Divan‘ından bugüne aktaran yine dildir. Biz bugün Dedem Korkut‘ta görüyorsak töremizi ve destanlarımız yaşatıyorsa bize Altaylar’ın efsanesini, bunlar kutlu dilimiz sayesindedir.

Toplumların düşünme güçlerini, evreni anlamlandırışlarını ve dünya görüşlerini de belli ölçüde diller etkilemektedir. Bilişsel çabalarıyla küreselleşen dünyada adını duyurmaya çalışan toplumların, dillerine sahip çıktıklarını ve onu etkili kullandıklarını görebiliriz. Ulu Önder Atatürk‘ün de sözlerinde önemle vurguladığı “kültür ordularının” güçlendirilmesi açısından, dilin önemi çok büyüktür. Değerlerimizin taşıyıcısı, varlığımızın garantisi, kültürümüzün aynası olan dilimizin gücü, ulusumuzun gücünün belirleyicilerindendir. Bunun için, onu oluşturan ve onu koruyup yüceltmekle sorumlu olan yüce ulusumuzun, varlığını devam ettirebilmesinde dilin önemini anlaması gerekmektedir.

83 1 83
2012-10-28T17:19:53+02:00

Halk Kültüründe Değişimin Topluma Etkisi ve Sonuçları
Prof. Dr. Erman ARTUN*
Türkler, dünya coğrafyası üzerinde sık sık yurt değiştirerek çok geniş bir alana yayılmışlar,
bir çok kültür ve dinin etkisi altında kalarak farklı uygarlıklar yaşamışlardır. Bunun sonucunda Orta
Asya’dan günümüze değişen, gelişen, geleneğe bağlı bir halk kültürü olmuştur. Halk kültürü
ürünleri, Türk kültürünün tarih içindeki görünümü, değişmesi ve gelişmesine paralel olarak bir
değişim ve gelişim içinde olmuştur. Aynı uygarlığa bağlı kültürler aynı dünya görüşünde
birleşirler. Bir uygarlığın dünya görüşü de o uygarlığa özgü bir halk kültürü doğurur. Halk kültürü
ürünleri yaşayan kültür topluluğunun kendine özgü dünya görüşüne ve değerler sistemine göre
şekillenir. Kültüre bağlı olarak şekillenen her türlü birikim doğal olarak o kültürün bir parçasıdır.
Türk kültürü belirli bir coğrafyayla sınırlandırılamayacağı için Türklerin göçüp
yerleştikleri, devlet kurup egemen oldukları ülkelerin tümünü kapsamaktadır. Türkler İslamiyet’ten
önce o günkü inanç sistemlerine, kültür ve geleneklerine bağlı halk kültürü ürünlerine sahiptiler.
İnanç kültürü, kültür de halk kültürü ürünlerini etkiler. Bugünkü halk kültürü ürünlerinde, eski
inanış ve geleneklerin izlerini bulmak mümkündür. Türklerin İslamiyet’i kabul etmelerinden sonra
halk kültürü ürünleri yeni özle İslami renge bürünerek varlıklarını sürdürmüşlerdir. Yeni kültür
gereği mitlerle örülü destan dönemi ürünleri İslami öğelerle beslenerek yeniden yapılanmıştır.
İslamiyet öncesi çeşitli inanç sistemlerinden etkilenen Türkler, her kültürde olduğu gibi semavi bir
dine geçerken, eski inançlarının bir bölümünü yeni dine taşıyıp onun kalıplarına uydurmuşlardır.
Türk halk kültürü, Anadolu’da geleneksel yaşamı sürdüren toplulukların yüzyıllar
boyunca kendi dil, kültür ve beğenileriyle oluşturup yaşattıkları kültürün ortak adıdır. Bu kültür
halkın duygu, düşünce ve beğenisiyle süzülerek günümüze gelmiş, toplum, insan ve doğa
gerçeğiyle şekillenmiştir.
Sosyal yapı ait olduğu toplumun kültür ögeleriyle biçimlenir. Kültür her toplumsal ögede
yansımasını bulan dokudur (Turan 1990:13). Kültürleşme adı verilen evrensel süreçte kültür
varlıkları, yeniyi alarak değişir, gelişir (Güvenç 1993:138). Kültür; yaşanan, yaşatan ve yaşayan
varlık olarak geçmişten geleceğe sürekliliktir (Güvenç,1993:231). Her kültür olgusu kültürün
bütünü gibi doğar, gelişir, kaybolur veya yeni fonksiyonlarla genişler ve gençleşir (Yılmaz,
1994:2). Kültür toplumsaldır. Kişi, içinde yaşadığı toplumun kültüründen soyutlanamaz. Kültür
tarihseldir, uzun bir yaşam dilimi içinde olgunlaşır. Kültür bir yaşam biçimi, bir toplumsal
davranıştır. Bu olgu da bir süreç içinde bir tarih çanağında oluşur (Artun,1996:12).
Orta Asya’dan gelip Anadolu’yu yurt tutan Türkmenler göç yollarında kültürleşme yoluyla
kültür alışverişinde bulunarak bunları Anadolu’ya taşımışlardır. Yeni yurt Anadolu’da tanışılan
kültürlerle ve yazlak-güzlek, kışlak ve konalgalar arasında kültürleşme sürmüştür. Taşınan Orta
Asya ve göç yolları kültürü, yeni yurt Anadolu kültürü ve İslami kültür, yüzyıllar boyu süren
kültürleşme sürecinde yoğrularak yeni bir Anadolu kültürü oluşturmuştur.
Anadolu’ya akıp gelen insan dalgaları, dokuz yüzyıl önce kendilerine özgü inanışlarını,
törelerini, geleneklerini, sanatlarını da beraberlerinde getirdiler. Anadolu geçmiş zaman içinde çok
sayıda kültürü içerisinde barındırmış çeşitli topluluklara yurt olmuştur. Bu kültürel miras
Anadolu’ya gelen topluluklara aktarılmıştır. Bu kültür alış verişi sonunda kültür, değişimini
sürdürmüştür (Erginer,1997:137). Böylece günümüzde Anadolu’nun sosyo-kültürel yapılaşması
ortaya çıkmıştır. Kültür mirası, insanlığın ortak mirasıdır. Her millet hatta her uygarlık dil, kültür,
*Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü / Adana

38 4 38