Arkadaşlar kıskançlık kötü bir şey değildir ile ilgili bana kompozisyonunuz varsa bana gönderir misiniz? Bu münazara için kitabın adı patenli kız belki Adana Gündoğdu Koleji'nde okuyanlar vardır Lütfen Yardım edin 3 saatten beri uğraşıyoruz şimdiden teşekkürler

2

Cevaplar

  • Eodev Kullanıcısı
2012-10-29T13:05:30+02:00

Kıskanmak ve gıpta (imrenmek) aynı şey değildir. Aralarında çok fark bulunuyor. İlki, zihni allak bullak eden bir şey. Ama "biz kıskanmıyoruz, sadece gıpta ediyoruz” diyenlerinde kendilerine bir oto kontrol yapabilmeleri tavsiye edilir.

Meselenin bu tarafına nasıl olsa başka zaman değiniriz. Bizi şimdi konunun asıl tarafı ilgilendiriyor:

Kıskançlık, bazılarımızda bir an, bazen dakikalarca veya bir iki gün sürüp gider. Kimi bireylerde ise devamlı, adeta bir takıntı halindedir. Kıskanan, kıskandığı ile birlikte yaşar. Kim ne derse desin kıskanç olanın ne yapacağı belli olmaz. Bu bakımdan çok dikkatli olmak lazım. Mesela çekememezliğe sebep olabilecek herhangi bir olay hâsıl olduğunda, mazlum kişi, söz konusu koşullar ile alâkası olsun olmasın, kıskanan tarafından en azından bir gönderme ile ağzının payını alma durumunda kalır.

Bu arada biz, kimi zaman söz konusu alışkanlığımız dolayısıyla hangi boyutta, hangi eğitim düzeyinde olursa olsun bazı insanlara -yapmak istedikleri şeyi fark etmeden–‘Kıskanç’ tabirini kullanmaktan çekinmiyoruz. Bu da ayrı bir konu. Ama sonuçta, kendimizi güldürmekten de öteye gidemiyoruz.                                                               Kimileri için farklı özellikler ortaya koyuyorsa, bu insanlar için de ‘kıskanılıyor’ sıfatını kullanmak zorunda kalıyoruz. Anlaşılacağı üzere, bu duygu yalnız sokaktaki insanın değil, belli bir olgunluğa ermiş olanların da sorunu.  Ne var ki, sıkı bir eğitimi almamış olanı aşırılığa kaçıyor, frenleme yapamıyor. Baş sebebi ise hiç bir şeyden haberdar olmayışı, yaşadığımız dünyanın adaletsizliklere gebe oluşu. Bunun altında yatan gerçek ise, ‘onda var’ ‘bende niye yok?’  anlayışıdır.

Tek tek saymaya yerimiz yok, ama ne demek istediğimi somut birkaç örnekle açıklayayım:

Müslüman, hem “gâvur” dediği kimsenin icat ettiği şeyleri kullanıyor, hem de onu kötülemeye devam ediyor. Onu karalayacağına şükredip taltif etse ya!. Ama yapamıyor.Buna karşılık, Allah’a inanmayan dinsiz kişi, çok olumlu şeyler ortaya koyan bir İslam ferdini kıskanıyor, zayıf olanı bu yanını göstermemek için başka yollara başvurarak onu yerden yere vurmaya gayret gösteriyor. Esasen, onların ‘Türban’ konusundaki açık tavırları da buradan kaynaklanıyor.                                 Diğer yandan büyük ülkeler, nüfus ve yüz ölçümü itibariyle kendilerinden küçük, ama doğal zenginlikleri fazla olan ülkeleri aleni bir şekilde kıskanıyorlar ve onlara saçma sapan yaptırım uyguluyorlar.

2 4 2
2012-10-29T13:28:59+02:00

Kıskanmak ve gıpta (imrenmek) aynı şey değildir. Aralarında çok fark bulunuyor. İlki, zihni allak bullak eden bir şey. Ama "biz kıskanmıyoruz, sadece gıpta ediyoruz” diyenlerinde kendilerine bir oto kontrol yapabilmeleri tavsiye edilir.

Meselenin bu tarafına nasıl olsa başka zaman değiniriz. Bizi şimdi konunun asıl tarafı ilgilendiriyor:

Kıskançlık, bazılarımızda bir an, bazen dakikalarca veya bir iki gün sürüp gider. Kimi bireylerde ise devamlı, adeta bir takıntı halindedir. Kıskanan, kıskandığı ile birlikte yaşar. Kim ne derse desin kıskanç olanın ne yapacağı belli olmaz. Bu bakımdan çok dikkatli olmak lazım. Mesela çekememezliğe sebep olabilecek herhangi bir olay hâsıl olduğunda, mazlum kişi, söz konusu koşullar ile alâkası olsun olmasın, kıskanan tarafından en azından bir gönderme ile ağzının payını alma durumunda kalır.

Bu arada biz, kimi zaman söz konusu alışkanlığımız dolayısıyla hangi boyutta, hangi eğitim düzeyinde olursa olsun bazı insanlara -yapmak istedikleri şeyi fark etmeden–‘Kıskanç’ tabirini kullanmaktan çekinmiyoruz. Bu da ayrı bir konu. Ama sonuçta, kendimizi güldürmekten de öteye gidemiyoruz.                                                               Kimileri için farklı özellikler ortaya koyuyorsa, bu insanlar için de ‘kıskanılıyor’ sıfatını kullanmak zorunda kalıyoruz. Anlaşılacağı üzere, bu duygu yalnız sokaktaki insanın değil, belli bir olgunluğa ermiş olanların da sorunu.  Ne var ki, sıkı bir eğitimi almamış olanı aşırılığa kaçıyor, frenleme yapamıyor. Baş sebebi ise hiç bir şeyden haberdar olmayışı, yaşadığımız dünyanın adaletsizliklere gebe oluşu. Bunun altında yatan gerçek ise, ‘onda var’ ‘bende niye yok?’  anlayışıdır.

Tek tek saymaya yerimiz yok, ama ne demek istediğimi somut birkaç örnekle açıklayayım:

Müslüman, hem “gâvur” dediği kimsenin icat ettiği şeyleri kullanıyor, hem de onu kötülemeye devam ediyor. Onu karalayacağına şükredip taltif etse ya!. Ama yapamıyor.Buna karşılık, Allah’a inanmayan dinsiz kişi, çok olumlu şeyler ortaya koyan bir İslam ferdini kıskanıyor, zayıf olanı bu yanını göstermemek için başka yollara başvurarak onu yerden yere vurmaya gayret gösteriyor. Esasen, onların ‘Türban’ konusundaki açık tavırları da buradan kaynaklanıyor.                                 Diğer yandan büyük ülkeler, nüfus ve yüz ölçümü itibariyle kendilerinden küçük, ama doğal zenginlikleri fazla olan ülkeleri aleni bir

0