Cevaplar

2012-10-29T21:07:33+02:00

Çukurovalı Karacaoğlan, 16. yüzyıldan sonra Anadolu’da oluşan, âşık tarzı Türk halk edebiyatının yaygın bir gelenek bırakan, en önde gelen âşıklarındandır. Karacaoğlan’la ilgili değerlendirmelerin yer aldığı kaynaklara baktığımızda birbirine benzeyen kalıp bilgilere rastlamaktayız. Kaynakların verdiği bilgilere göre Karacaoğlan’ın şiirlerinin özelliği“profan” (la-dini) olması, güzelleri ve doğa aşkını anlatması, erotik öğelerle örülü olmasıdır. Kimi kaynaklarda da bu değerlendirmenin aksine Karacaoğlan’ın şiirlerindeki, İslami kültürün gereği kullanılan dini-tasavvufi anlamlı kelimelerden yola çıkılarak, şairin din-tasavvuf halk edebiyatı etkisinde bir âşık olarak değerlendirildiğini görüyoruz. Ancak bu tür değerlendirmeler eksik ve sağlıksızdır. Karacaoğlan’ın şiirlerinden yola çıkarak, çağındaki edebiyatları göz ardı etmeden yapılacak bir inceleme bizi daha gerçekçi bir çizgiye yaklaştıracaktır.

Türk edebiyatı, İslamiyet öncesi Türk edebiyatı, divan edebiyatı, halk edebiyatı ve yeni Türk edebiyatı gibi farklı disiplinlere ayrılarak incelenmektedir. Ancak bu durum bazen karşılaştırmalı bir bakışla bakılmadığında, disiplinler arasındaki ortaklıkların ve benzerliklerin gözden kaçmasına neden olmaktadır. Bilindiği gibi edebiyatımız; İslamiyet öncesi inançlar, mitoloji, İslam kültürü ve tasavvuf, Arap ve Fars dili ve edebiyatları, halk hikâyeleri, menkabeler vb. ortak kültür kaynaklarından beslenmiştir. Bu nedenle çeşitli yönlerden ortaklık ve benzerlik kaçınılmaz olmuştur.

Şairler, güzeli ve güzellikleri anlatmak için canlı-cansız, soyut-somut kavramlardan yararlanarak, benzetme öğeleriyle sevgili ve çevresini anlatırlar. Bu öğeler divan ve halk şiirinin tarihsel gelişimi içinde belli kullanım kalıpları kazanarak klişe mecazlar haline gelmiştir. Göçebe topluluklar içinde yetişen âşıkların şiirlerinde göçebe yaşantısının izleri görülürken köy ve kasaba çevrelerinde yetişen âşıklarda ise çevrelerine ait özelliklerin varlığı dikkat çeker. Divan ve halk şairleri aynı mazmun, mecaz ve benzetme öğelerini küçük değişiklikler yaparak ortaklaşa kullanmışlardır. Benzetme öğelerinin çerçevesini milli kültür düzeyi ve beğenisi belirler.

Karacaoğlan, ortak benzetmeler dışında, kendine özgü benzetmeler kullanmıştır. Divan şiirinden aldığı motifleri geleneğe uygun olarak örmüştür. Karacaoğlan’ın şiir çevresi, klasik edebiyatın şiir çevresinden farklı özellik taşır. O, tabiatı, insanı ve olayları konuşma rahatlığı içinde özgün imgeleriyle anlamlandırır. Çağdaşları olan divan şairleri ve kalem şuarası diye adlandırılan Âşık Ömer ve Gevheri’den kültür çevrelerinin farklı olmasıyla ayrılır. Çağdaşlarının kullandığı benzetme öğelerinden, kelime ve deyişlerden, edebi sanatlardan etkilenmiştir. Onun şiirinde divan şairlerinin havasını, tekniğini ve klasik edebiyat ruhunu bulamayız. Karacaoğlan güzellikleri nitelerken halk edebiyatı dışında divan şiirinden de esinlenmiştir. Bu etkilenmeye taklit diyemeyiz.

Karacaoğlan çevresinden aldığı ilhamları, yaşama sevincini, arzularını duygularını çağdaşlarına göre güçlü ve özgün anlatımıyla işlemiştir. Bu söz ustasının şiirlerinin bütün canlılığıyla günümüzde Çukurova sözlü kültüründe yaşaması, onun ne ölçüde başarılı olduğunun kanıtıdır. Karacaoğlan’ın şiir çevresi Osmanlı aydınının çevresi değildi. O, şiirinin merkezine güzelleri ve bunlara bağlı heyecan ve duyarlılığı koyup çevresini adeta dekor olarak aldığı doğayla beziyordu. Karacaoğlan’ı usta yapan yalnızca güzelleri niteleyip anlatması değildir. O duygusallığı, hayatı algılaması ve anlatımıyla şiirin iç ahengini yakalamıştır. Karacaoğlan’ın şiirinde divan şairlerinin aksine daha çok yaşanmış duyguları anlattığı, gerçekçi olduğunu görüyoruz.

Bilindiği gibi halk ve divan edebiyatı şairleri ozanların milli öze bağlı olmalarına karşın İslami öze bağlıdırlar. Karacaoğlan İslamiyet kültürü ve Tanrı birliğine varma yollarını arayan görüşler bütünü olan tasavvuftan etkilenmiştir. Tasavvufun divan ve halk şairlerine etkisi ortak bir dünya görüşünde birleştirir. Aşk anlayışları, rintlik düşünceleri ölüm ve hayat karşısındaki tavırları benzerdir. Tasavvufta maddi aşk Tanrı’ya kavuşma yolunda araçtır. Tasavvufta aşk Tanrı’yla bütünleşmektir. Dünyevi aşk geçicidir, kişiyi olgunlaştırır, nefsi eğitir. Maddi aşk manevi aşka geçiş yolunda bir basamaktır. Divan ve halk edebiyatı şairlerinde dünya geçici, aşk bahtsız, sevgili erişilmez ve vefasızdır. Divan şiirindeki zalim sevgilinin gönül ülkesinin sultanı olduğu, bütün âşıkların onun kulu olduğu düşüncesi Karacaoğlan’da da vardır. Ama o karamsarlığa kapılmayıp yeni bir güzele yönelir. Ona göre aşk baki, yar fanidir. Divan şairi gibi sevgiliyi rakibe kaptırma kaygısını yüreğinde taşır. Divan şairleri vuslatsız, paylaşılamayan aşkın acılarını yaşarlar, felekten yakınırlar.

 

4 2 4