Cevaplar

2012-10-30T17:20:56+02:00

HİKAYELER
Söğüt Ağacı:

B ve T. kasabaları arasındaki bozuk posta yolunda derenin kıyısındaki Andreyev’in, kendisi gibi yaşlı söğüt ağacına yaslan*dığı için ayakta durabilen değirmeni ve iki kişilik kalın gövdeli söğüt ağacı vardır. Bu ağaç, sadece değirmene değil, yaşlı Arhip’e de arkadaştır. Arhip, gündüz balık avladığı söğüdün dibinde, gecede oturur durur.
Otuz yıl öncesiydi. Arhİp yine oturmuş balık avlıyordu. Pos*ta arabasının geldiğini gördü. Ancak, her zaman yerinden daha ilerde duran arabanın sürücüsünün yanındaki postacıyı elindeki demirle vurup öldürdüğünü, sonra da arabadaki çantayı alıp, söğüt ağacının kovuğuna soktuğunu, sonra da, kendisine de bir*kaç tane vurup “imdat” diye bağırdığını işitti. Bu olaydan bir hafta sonra, soruşturmacılar gelip, bir şeyler konuşup, yazıp gittiler. Arhip korkudan tir tir titriyordu. Bir hafta daha böyle geçti. Arhip, çantayı kaptığı gibi ilçenin yolunu tuttu. Tarif edilen bir binaya girdi, durumu anlattı. Çantayı elinden alıp, biraz sonra hafiflemiş olarak geri verdiler ve “yanlış gelmişsin, şu binaya git” dediler. Gösterilen binaya gitti, yine ilgilenmediler. “Çantayı bırak, git” dediler. Denileni yaptı. Söğüt ağacının dibine geldiğinde, arabacının ağacın kovuğunu karıştırdığını gördü. Arabacıya yaptıklarını anlattı. O da, onu dövmeye başladı. Sonra da, bir daha oradan ayrılamadı. Aylarca, Arhip’le beraber değir*mende kaldı. “Vicdan azabından ölüyorum” diyordu. Arhip, onun koluna girip karakola götürdü. Karakolda, “git başımızdan, o cina*yetin faüi bulunamadı, dosyayı kapattık” diyerek kovaladılar. Araba*cı, baktı ki başka çare yok, nehre atlayarak intihar etti.

Soyunun Son Türü:

Güzel bir bahar sabahı, evinde konuk olduğum toprak ağası Dokukin ile oturmuş konuşuyoruz. Dokukin, can sıkıntısından şikayetçiydi. Biraz sonra, Dokukin’in hiç karşılaşmak istemediği kız kardeşi büyük bîr azametle içeri girdi. Arkasında da, kocası mı kölesi mi belli olmayan, bir erkek vardı. Zaten, kocasını soylu*luğa yakışır davranmadığı için, ‘Soylular Derneği Başkanına şikâye*te gidiyormuş, geçerken uğramış.
Sonra da bana dönüp, “Soylu bir kişinin, ne idüğü belirsiz kişi*lerle oturup kalkmasının” doğru olup, olmadığını sordu. Daha ben konuşmadan, adam: “Ne yapayım, karakterim zayıf,” diyerek kendi*ni savundu.
Hanımı hemen, “Karakteri zayıfmış…Soy adımızı küçük düşür*meye ne hakkın var? …Seni adam kılığına sokan benim…Adam olman için, etek dolusu para harcadım. Soyadımızın yüceliğini düşünmesem, şimdi çoktan mutfak köşesinde çürümüştün…”
Adamcağız, korkusundan büzüşmüştü. Kadın kalktı, söylene söylene yatak odasına gitti. Dokukin, adama “sana çok yazık olmuş” dedi. “Ben iki saat dayanamıyorum, sen bir ömür nasıl dayanıyorsun?” diyordu ki, kadın, odadan kocasına seslendi: “Çabuk gel, şu sinekle*ri kov!”

 

1 3 1