Cevaplar

2012-11-01T20:34:40+02:00

"Beni suçlayanların üzerinizde nasıl bir etki bıraktıklarını bilemem, Atinalılar; ama öylesine inandırıcı konuştular ki, neredeyse bana kendimi unutturdular; ve gene de söylediklerinin hemen hemen tek bir sözcüğü bile doğru değil. Ama söyledikleri sayısız yalan arasında beni en çok biri şaşırttı:
Sizlere benim tarafımdan aldatılmamak için kendinizi kollamanız gerektiği çünkü çok inandırıcı bir konuşmacı olduğum söylendi. Aslında ağzımı açar açmaz büyük bir konuşmacı olmaktan nasıl uzak olduğumu göstereceğimi bile bile bunu söylemeleri bana çok utanmazca göründü —hiç kuşkusuz usta bir konuşmacı ile demek istedikleri şey gerçekliği dile getiren biri değilse. Ama demek istedikleri buysa, usta bir konuşmacı olduğumu kabul ederim, hiç kuşkusuz onlarla aynı tarzda olmamak üzere. Evet, dediğim gibi, söyledikleri arasında gerçek tek bir sözcük bile yok; ama benden yalnızca gerçeği işiteceksiniz.
"



1 1 1
2012-11-01T20:35:18+02:00
"Beni suçlayanların üzerinizde nasıl bir etki bıraktıklarını bilemem, Atinalılar; ama öylesine inandırıcı konuştular ki, neredeyse bana kendimi unutturdular; ve gene de söylediklerinin hemen hemen tek bir sözcüğü bile doğru değil. Ama söyledikleri sayısız yalan arasında beni en çok biri şaşırttı:
Sizlere benim tarafımdan aldatılmamak için kendinizi kollamanız gerektiği çünkü çok inandırıcı bir konuşmacı olduğum söylendi. Aslında ağzımı açar açmaz büyük bir konuşmacı olmaktan nasıl uzak olduğumu göstereceğimi bile bile bunu söylemeleri bana çok utanmazca göründü —hiç kuşkusuz usta bir konuşmacı ile demek istedikleri şey gerçekliği dile getiren biri değilse. Ama demek istedikleri buysa, usta bir konuşmacı olduğumu kabul ederim, hiç kuşkusuz onlarla aynı tarzda olmamak üzere. Evet, dediğim gibi, söyledikleri arasında gerçek tek bir sözcük bile yok; ama benden yalnızca gerçeği işiteceksiniz."


Geçenlerde, elime Yunan filozof Platon'un (Eflâtun'un) "Sokrates'in Savunması" adlı eseri geçti. Gençlerin aklını çelmekle suçlandıktan sonra, halk oylaması sırasında ve ölüm cezasına karar verildikten sonra değişik safhalarda, bir taraftan kendisini savunurken böyle bir durumda bile insanlara öğüt vermeye devam ediyor.

Sokrates'in nasıl da iftiraya ve kıskançlığa kurban gittiğini, yine de namerde teslim olmamak adına kendini nasıl da akılcı ve düşmanlarıyla alay ederek savunduğunu her kelimesinde görebiliyorsunuz. Kendimi yakın hissettim. Elbette, garip bulduğum yerleri var ama bunu da M.Ö. 399 Atina'sının şartlarına veriyorum.

İlgimi çeken bir diğer nokta ise, Sokrates'in, savunmasında da belirttiği gibi, kendi idamına yol açan nedenlerden biri olan Aristoteles'in (Aristo), Sokrates'in öğrencisi olan Platon'un öğrencisi, yani Sokrates'in ikinci nesilden öğrencisi olması.

İsteyenler, şu adresten de savunmanın tamamını okuyabilirler.

Savunmada en beğendiğim yerlerden biri de şu yaşanan hikayesi:

Size dediklerimin inandırıcı kanıtını verebilirim, yalnızca sözlerde değil, ama çok daha fazla değer verdiğiniz şeyde—eylemlerde. Yalnızca başıma gelen birkaç şeyi anlatmama izin verin, ve hiçbir zaman ölüm korkusundan haksızlığa boyun eğmediğimi, ve boyun eğmektense hemen ölmeye hazır olduğumu göreceksiniz. Size mahkemelerden belki de çok ilginç olmayan ama gene de gerçek olan bir öykü anlatacağım.

Yaptığım biricik devlet görevi, Atinalılar, senatörlüktü. Antiokhis soyu, ki benim soyumdur, Arginusae savaşından sonra düşenlerin bedenlerini toplamayan generallerin mahkemesinde başkanlığı üstlenmişti; ve onları, daha sonra hepinizin yasadışı olduğunu kabul ettiğiniz bir yolda toplu olarak yargılamayı önermiştiniz; ama o zaman başkanlar arasında bu yasadışı tutuma karşı çıkan yalnızca ben oldum ve oyumu size karşı kullandım; ve konuşmacılar beni suçlayıp hemen orada tutuklamakla tehdit ettikleri ve sizler bağırarak bunu yapmaları gerektiğini söylediğiniz zaman, hapis ya da ölüm korkusuyla haksızlığınıza katılmaktansa benden yana olan yasa ve türe adına riski göze almaya karar verdim. Bu demokrasi günlerinde oldu. Ama Otuzlar oligarşisi erke geldiği zaman, bana ve rotundadaki başka dört kişiye daha haber salarak ölümle cezalandırmayı düşündükleri Salamisli Leon'u Salamis'ten getirmemizi buyurdular. Bu her zaman suçlarına olabildiğince çok sayıda insanı karıştırabilme amacıyla verdikleri buyruk türünün bir örneğiydi; ve o zaman, eğer anlatımı kullanmama izin verilirse, ölüme aldırmadığımı, ve büyük ve biricik kaygımın haklı olmayan ya da kutsal olmayan hiçbirşey yapmamak olduğunu sözde değil ama eylemde gösterdim. Çünkü o ezici erkin güçlü kolu korkutarak bana haksız hiçbirşey yaptıramazdı; ve rotundadan çıktığımız zaman öteki dördü Leon'u tutuklamak için Salamis'e giderken ben sessizce eve gittim. Eğer Otuzların erki kısa bir süre sonra devrilmemiş olsaydı bu yüzden yaşamımı yitirebilirdim. Ve pek çok insan sözlerime tanıklık edecektir.


Şimdi eğer kamu yaşamına katılmış olsaydım ve iyi bir insan olarak her zaman doğruyu ileri sürmüş ve herşeyden önce yapmam gerektiği gibi haklı olanı savunmuş olsaydım, gerçekten de tüm bu yıllar boyunca sağ kalabilir miydim sizce?

Sokrates'in ölümü, binlerce yıldır herkesin ders çıkardığı ve ders çıkarmak zorunda olduğu bir büyük sosyal olaydır, trajedidir.

Ölüm cezası verildikten sonra, karısı "Seni haksız yere öldürüyorlar!" deyince, "Haklı olsalardı daha iyi mi olurdu?" demiş ve "Kötü insanların iyi yasaları çiğnememesi için iyi insanlar kötü yasalara uymalıdır." diyerek, kimseye izin vermeyerek baldıran zehrini kendisi bile bile içmiştir.



Read more: http://gunceran.blogspot.com/2009/10/sokratesin-savunmasi.html#ixzz2Azu2kGPm

1 1 1