Cevaplar

2012-11-04T17:01:55+02:00

Atatürkün Spora Verdiği Önem
Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatının her anında verdiği kararlar ve yaptıkları günümüz Türkiye’sinde kılavuz olmuş, hayatının her kademesindeki çalışmaları Türk gençliğine ışık olmuştur. Bu vesileyle Atatürk’ün spor merakı çocukluğundan başlasa da, genç Türkiye’de spor çalışmalarına yön verdiği yadsınamaz. Atatürk’ün sporla ilgisi çocukluğunda arkadaşlarıyla sık sık güreşmesiyle başlar.

“Türk sosyal bünyesinde spor düzenlemekle vazifeli olanlar, Türk çocuklarının spor hayatını yüceltmeyi düşünürken sadece gösteriş için herhangi bir yarışmada kazanmak azmiyle spor yapamazlar. Esas olan bütün yaşamla Türkler için beden eğitimi ve terbiyesini sağlamaktır.”

Atatürk’ün spora merakı çocukluk yıllarından başlamaktadır ama, spor konusundaki ilk icraatları da çok genç yaşlarda kendini göstermiştir. Örneğin 1915 yılında, “Osmanlı Genç Dernekleri Genel Müfettişliği”ne atanmasından kısa süre sonra hazırladığı raporu hükümete sunmuş ve bu raporda okullardaki jimnastik saatlerinin arttırılmasını teklif etmektedir.

Sporun vatanî bir amaç olduğu inancını, Çanakkale Savaşı sırasında yaşadığı bir olaydaki sözlerinden de çıkarabiliyoruz: Keşif görevine çıkan bir Türk askeri, yakaladığı İngiliz askerini gırtlağından tutup Mustafa Kemal Atatürk’ün karşısına getirir. Atatürk, İngiliz askerine, memleketinden kalkıp buralara niçin geldiğini sorduğunda, “Spor için” cevabını alır. Mustafa Kemal Atatürk: “Bizim neferi nasıl buldun?” diye sorar. Esir asker, “Spor bilmiyor” diye cevaplar. Bunun üzerine Atatürk, “Bana ‘spor nedir?’ diye sorarlarsa vereceğim cevap şudur: Spor, vatan ve milletin yüksek menfaatlerine tecavüz edenleri gırtlağından yakalayıp memleket ve millet hadimlerinin huzuruna getirebilmek kabiyeti maddiyesi ve maneviyesidir” demiştir.

Atatürk’ün, sporu hobiden ziyade milli bir amaç olarak görmekte olduğunu sözlerinden de anlıyoruz:

“Açık ve kati söyleyeyim ki, sporda muvaffak olmak için her türlü muavenetten ziyade, bütün milletçe sporun mahiyeti ve kıymeti anlaşılmış olmak ve ona kalben muhabbet ve onu vatani vazife telakki eylemek lazımdır.”

Milli Mücadele’yi başlatma kararını gerçekleştirmeden önce Fenerbahçe Kulübü’nü 3 Mayıs 1918 günü ziyaret etti. Amacı, Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu’ya sevk edilecek silahların, kulübün arkasındaki Kurbağlıdere vasıtasıyla kaçırılışını planlamaktı. Silahların kaçırılış yolunu izlemek için, kulüpten tekneyle ayrıldı. Daha sonra da Samsun’a gidip Kurtuluş Savaşı’nı başlattı. Sağlığında Fenerbahçe Spor Kulübü’ne olan özel ilgisinin temellerini bu günde aramak lazımdır.

Atatürk’ün emriyle 18 Temmuz 1920 günü, Muhafız Takımı kuruldu. Birliğin başındaki Mülazım İsmail Hakkı Bey’in spora olan büyük merakı, Atatürk’ün de bu konudaki olumlu görüşleriyle birleşince, Muhafız Alayı adını alan birlik, 1 Haziran 1923 günü Muhafızgücü adını almıştır.

Muhafızgücü, Atatürk zamanında, spor alanlarındaki büyük başarılarıyla dikkati çekmeye başlamış, futbol, atletizm, binicilik, bisiklet, polo gibi spor dallarında büyük başarılar göstermiş, pek çok şampiyonluklar kazanmıştır. Ayrıca bünyesinde birçok ünlü asker sporcu da yetiştirmiştir. Milli takımlarımıza kadar yükselen bu sporcular arasında, askerlik alanında da en yüksek rütbelere erişmiş bulunanlar mevcuttur.

Cumhuriyetin ilanından önce bile sporun geleceği üzerine hedefler koyan Atatürk, İsmet İnönü’ye verdiği destek ve duyduğu güvenle Lozan’dan başarıyla çıkmasını sağlamıştı. Türkiye’nin bir zaferi de Lozan’da uygulanan Olimpiyat ambargosunun kaldırılmasıydı.

Cumhuriyetin ilanından önceki günlerde hazırlanan hükümet programlarında Genç Türkiye’nin Atatürk’ünün spora verdiği önemi hükümet programından da anlamaktayız.

18 Ağustos 1923 tarihli hükümet programında bu konuda şu satırların yer aldığı dikkati çeker:

“…Maarifin terbiyevî vazifelerinden birincisi, çocukların terbiye ve talimi, ikincisi terbiye ve talibi, üçüncüsü milli güzidelerin yetiştirilmesi için lâzım gelen vasıtaların izhar ve teminidir. Çocukların terbiye ve talimi bittabil mektepler vasıtasıyla temin edilecek ve mekteplerin asrî tekemmulâta mazhar olabilmeleri için muallimlerin daha iyi yetiştirilmesine ve tatil zamanında açılacak derslerle tevsi-i malûmat etmelerine, binaların ıslahına, alat-ı dersiyenin ikmaline çalışılacaktır. Halkın talim ve terbiyesi için gece dersleri ve çırak mektepleri tahsis olunacak, halk lisanı ile halkın ihtiyacına muvafık millî güzidelerin yetiştirilmesi için istidat ve kabiliyeti tebarüz eden ve ailesinin kudret-i maliyesi müsaid olmayan gençler orta ve yüksek mekteplerde suret-i mahsusada himaye ve muavenete mazhar olacakları gibi ihtisas peyda etmeleri için Avrupa’daki irfan mekteplerine gönderileceklerdir. Muhtelif şuabat-ı ilmiye ferdin bedenî ve fikri kabiliyetleri gibi ahlâkî ve içtimaî kabiliyetleri de inkişaf ettirilecektir. Bu maksada vusul için bir Terbiye-i Bedeniyye Darülmualilmini açılacak, izcilik teşkilatına ehemmiyet-i mahsusa verilecek, programlar ile mektepler teşkilatı tedricen içtimai esasata tevcih olunacaktır…”

1 1 1