Cevaplar

2012-11-04T21:11:40+02:00

90′li yillarda, Kazimir Maleviç beyaz zemin üstüne “Siyah Kare”sini koyarak yaptigi resimle Minimalizm’in ilk sinyalini vermisti. Maleviç kareyi dogada bulunmayan geometrik form olarak tanimliyordu. Biçimleri en basit geometrilerine, renk kullanimini temel renklere, hatta nötrlestirerek siyah-beyaza indirgeyerek mükemmellik aramasi adeta tanrisal bir davranis gibiydi. Bu saf geometrik yaklasim pozitif düsünceden metafizige kayan bir zemin olusturuyordu. Maleviç beyaz üstüne beyaz çalismalarindan sonra resim yapmadi, adeta “nirvana”ya ulasmisti.

Maleviç’in basladigi bu çizgi, 1960′li yillarda, ABD’nde çogu heykelci olan bir grup sanatçi ve düsünce adami tarafindan kavramlastirildi. Tony Smith, Donald Judd, Carl Andre gibi heykel sanatçilari, Ellsworth Kelly, Frank Stella gibi ressamlar ürünleri ve anlatimlariyla “Minimalist Sanat”i tanimladilar.

Rengi ve biçimi en aza ve temel ögelere indirgemek, hatta kullanilan malzemenin yalnizca kendi renginden yararlanmak, yapitlari kompozisyonlara yüklenen ifadelerden arindirmak Minimalistler’in temel tutumu oldu. Daha çok, kendi renklerine müdahale gerektirmeyen ahsap, demir, çelik, alüminyum gibi malzemeler kullandilar. Çogu sanatçi yapitlarini bir kimlikten de arindirmak için “isimsiz” olarak tanimladi. Minimalist sanat daha çok heykel sanatiyla belirlendi denebilir.

Yanilsamaya yer vermeyen, hatta bunu ahlaksizlik sayan, hiçbir seye oldugundan baska ifade tasitmayan bu yaklasimin temsilcilerinin düsünceleri söyle özetlenebilir: “Ne ise o”. Yüklenmis, eklenmis anlatimlara yer yoktu. Mimarlik ve tasarimda Minimalist yaklasim, Bauhaus ekolü ile köklü bir baslangiç yapan Islevselcilik’in paralel kavrami oldu.

De Stijl hareketi sanat-tasarim kavramlarini bütünlestiren önemli bir adim olurken, Piet Mondrian, Teo van Doesburg ve Gerrit Rietveld resim, tasarim ve mimarlikta temel ögelere inen, saf renkleri kullanan, biçimleri basit geometrilerine indirgeyen ve bunlarin biraraya gelmesiyle sadelikte bütünlük ve mükemmellik ariyan yaklasimin öncüleri oldular.

1 4 1
2012-11-04T21:11:46+02:00

190′li yillarda, Kazimir Maleviç beyaz zemin üstüne “Siyah Kare”sini koyarak yaptigi resimle Minimalizm’in ilk sinyalini vermisti. Maleviç kareyi dogada bulunmayan geometrik form olarak tanimliyordu. Biçimleri en basit geometrilerine, renk kullanimini temel renklere, hatta nötrlestirerek siyah-beyaza indirgeyerek mükemmellik aramasi adeta tanrisal bir davranis gibiydi. Bu saf geometrik yaklasim pozitif düsünceden metafizige kayan bir zemin olusturuyordu. Maleviç beyaz üstüne beyaz çalismalarindan sonra resim yapmadi, adeta “nirvana”ya ulasmisti.

Maleviç’in basladigi bu çizgi, 1960′li yillarda, ABD’nde çogu heykelci olan bir grup sanatçi ve düsünce adami tarafindan kavramlastirildi. Tony Smith, Donald Judd, Carl Andre gibi heykel sanatçilari, Ellsworth Kelly, Frank Stella gibi ressamlar ürünleri ve anlatimlariyla “Minimalist Sanat”i tanimladilar.

Rengi ve biçimi en aza ve temel ögelere indirgemek, hatta kullanilan malzemenin yalnizca kendi renginden yararlanmak, yapitlari kompozisyonlara yüklenen ifadelerden arindirmak Minimalistler’in temel tutumu oldu. Daha çok, kendi renklerine müdahale gerektirmeyen ahsap, demir, çelik, alüminyum gibi malzemeler kullandilar. Çogu sanatçi yapitlarini bir kimlikten dearindirmak için “isimsiz” olarak tanimladi. Minimalist sanat daha çok heykel sanatiyla belirlendi denebilir.

Yanilsamaya yer vermeyen, hatta bunu ahlaksizlik sayan, hiçbir seye oldugundan baska ifade tasitmayan bu yaklasimin temsilcilerinin düsünceleri söyle özetlenebilir: “Ne ise o”. Yüklenmis, eklenmis anlatimlara yer yoktu. Mimarlik ve tasarimda Minimalist yaklasim, Bauhaus ekolü ile köklü bir baslangiç yapan Islevselcilik’in paralel kavrami oldu.

De Stijl hareketi sanat-tasarim kavramlarini bütünlestiren önemli bir adim olurken, Piet Mondrian, Teo van Doesburg ve Gerrit Rietveld resim, tasarim ve mimarlikta temel ögelere inen, saf renkleri kullanan, biçimleri basit geometrilerine indirgeyen ve bunlarin biraraya gelmesiyle sadelikte bütünlük ve mükemmellik ariyan yaklasimin öncüleri oldular.

Mondrian’in resimleri, Rietveld’in koltugu bir manifesto gibiydi. Van Doesburg, yasam ve sanatin ayri seyler olmadigini, bu yüzden gerçek yasamdan ayri, yanilsama biçiminde sanat düsüncesinin yok olmasi gerektigini söylüyordu. Endüstri Devrimi sonrasi sosyo-ekonomik yapinin aradigi pragmatizmle bu düsünceler örtüsüyordu. Minimalizm’in mimarlik ve tasarimdaki karsiligi “en az malzemeyle en yalin, en ekonomik ve en islevsel sonuca gitmek” olarak tanimlanabilir.

Sonuç ürün basit görülse de, en azla en çogu elde etmek en güç isti.De Stijl’den Uluslararasi Üslup’a varan yolda Bauhaus ekolünde ortaya çikan “Az çoktur” anlayisi Minimalizm’in bir baska tanimini yapti. Mies van der Rohe dikdörtgen prizmalara indirgedigi mimari formu, malzemede çelik ve camla minimalize etmisti. 1929′da Barselona Dünya Fuari Alman Pavyonu’yla baslayip anitsal çelik-cam gökdelenlere uzayan çizgide Rohe, binalarin yerel kimliklerini kaldiran, uluslararasilastiran, hatta islevsel kurgularini da genellestiren, “çok amaçli”lastiran bir tutuma imza atmisti.

Bu yaklasim Minimalist Sanat kavramlariyla bire bir uyusmaktaydi.Philip Johnson’in Connecticut’ta insa ettigi “Cam Ev”i bu çizginin simgesel yapisiydi. Minimalist kavramlar mühendislik ölçütleriyle de çakismaktadir. Mühendislik tasarimlari, özellikle de strüktür tasarimlari dogadaki minimalist olusuinlan örnek alarak gelismektedir. Örnegin, sabun köpügünde en az sayidaki molekülün olusturdugu yüzeysel gerilimle ortaya çikan küresel kabuk formu çagdas strüktürler için yol gösterici olmustu. Buckminster Fuller’in jeodezik kubbesi, Frei Otto’nun asma-germe sistemli çadir örtüleri hep en az malzeme ile en büyük açiklik geçme, en büyük alan kapatma çabalariydi. Bu strüktürler de yalnizca kendi islevlerini, statik konseptlerini disa vurur, özde minimali maksimize etme ilkesine dayanirlar. Minimalist düsünce mimarlik ve endüstri tasariminda gereksiz süslemelerden arinmayi sagladi.

Modern Mimarlik ve tasarimda ulasilan bu nokta izlenmesi zor bir kulvar oldugu için sapmalar, yozlasmalar yasandi. Malzeme baglaminda, ahsap gibi plastik, tabii tas gibi betonlar kullanildi. “Mis gibi” kavrami gerçeklerin yerini aldi. Mimarlik-tasarim baglaminda Postmodernist, yanilsamaci bir söyleme gelindi. Tasarlanan yapilar gerçeginden baska öyküler anlatiyordu.

Ayri zamanlarin ögeleri derleme senaryolar olusturdular. Minimalist düsünce ve estetik kavramlar mimarlik ve endüstri tasariminda islevle bütünleserek faydaci bir içerik kazandigindan tasarimda vazgeçilmez yerini her zaman koruyacaktir. Günümüzde Minimalist dogrultuda ürün veren en önemli mimar Tadao Ando’dur. Ando, Mies van der Rohe’nin cam, çelik ve prizmalarla ulastigi minimalizasyona brüt beton, cam ve isik-kütle ile ulasmistir.

Ando’nun yapilari (Koshino Evi, Osaka,1981; Isik Kilisesi, Ibaraki, 1987; Su üstünde Sapel, Tomamu, 1985-86; vb.) rejyonal özellikler gösterir, ancak Japon tasarimi geleneksel olarak hep Minimalizm’e yakin olmustur. Geleneksel ev dekorasyonundaki yalinlik ve gerçek degerlerden çikan güzellik, yetkinlik tüm dünyayi etkilemistir. Mimari tasarim tutumunun yani sira evlerin duvarlarina resim asmamak, resmi rulolar halinde saklamak, gerektiginde açip bakmak ev mekaninda mekansal yanilsamaya yer vermemek mantigini da tasimaktaydi.

Japon bayraginin yalin grafigi ulusal tasarim anlayislarinin simgesi gibidir. Tasarimlari, düzenlemeleri kabullenilmis sempatik ögelerle doldurup gerçeklik disina çikip kolaya kaçmak yerine, özgün, yalin, tutarli, öz degerlerden çikarak güzelliklere varmak her zaman geçerli ama zor bir yol olmustur ve klasiklesen yeni bir tutum olarak her zaman sürecektir.

1 5 1