Cevaplar

2012-11-05T20:42:40+02:00

1."ATA" LAFINI SEVMEZDİ 

"Atatürk" hitabını ilk kez donemin Türk Dil Kurumu Başkanı bir konuşmasında kullanmış, Mustafa Kemal de çok beğenerek soyadı olarak almıştı.Kendisine "Ata" diye hitap edilmesinden hiç hoşlanmazdı. 



2.EN SEVDİĞİ YEMEK 

Manastır Askeri Lisesi yıllarından kalan bir alışkanlıkla hayatı boyunca en sevdiği yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldı. Tatlıya düşkün değildi ama cani istediğinde çok sevdiği gül reçelini tercih ederdi. 



3.EN BÜYÜK HAYALİ DÜNYA TURUNA ÇIKMAKTI 

Ömrü yetseydi bir dünya turuna çıkıp Türk dili ve tarihi üzerindeki çalışmalarını genişletmek en büyük hayaliydi. 



4.BAŞUCU KİTABI "ÇALIKUŞU"YDU 

Binlerce kitabi vardı. Ama bunların arasında bir tanesini hayatı boyunca hatta cephede bile başucundan ayırmadı. Reşat Nuri Güntekin'in ünlü "Çalıkuşu" romanını hep yanında taşır, her gün rast gele bir yerinden acar, birkaç sayfa okurdu. 



5.KABUL SALONUNDAKI AT YAVRUSU 

Atlardan sonra en sevdiği hayvan köpekti. "Fox" adını verdiği köpeği, Gazi`nin yatağının ayak ucunda uyurdu. Hayvanlara düşkünlüğü o dereceydi ki bir gün misafirlerinin de görebilmesi için yeni doğmuş bir tayla annesinin Cankaya Kosku kabul salonuna getirilmesini bile emretmişti. 



6.TAM BİR SALON ADAMI 

En sevdiği dans valsti. Müzik zevki çeşitlilik gösteriyordu.Klasik Bati müziği dışında Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi. 



7.GÖMLEKLERİNİN TÜMÜ BEYAZDI 

Gömleklerinin hepsi beyazdı. Bu gömlekler ilk yıllarda İsviçre`de özel olarak dikilirken sonra yerli mali kullanma kampanyasına öncülük edebilmek için Beyoğlu`nda bir terziye diktirilmeye başlanmıştı. 



8.DOLABINDA LACİIVERTE YER YOKTU 

Takım elbiselerinin tasarımlarını hep kendisi çizerdi. Lacivert takım giymeyi sevmezdi. 



9.ÖLÇÜLERİ 

Boyu 1.74 idi. Hayatinin son dönemlerine kadar 76 olan kilosu hastalığının ilerlemeye başlamasıyla 46'ya kadar düşmüştü. 43 numara siyah rugan ayakkabı giyerdi. 



10.RUMELİ ŞİVESİ 

Özenli ve temiz bir Türkçe konuşurdu. Ancak bazı kelimeleri Rumeli şivesiyle telaffuz ederdi. 



11.HAZİN BİR HİKAYE 

Hayatında bir donem çok önemli yer tutan Mustafa Kemal`in evlenmesinden sonra hayatına trajik bir şekilde son veren Fikriye Hanim`in mezarının nerede olduğu bilinmiyor. 



12.CUMHURBAŞKANLIĞINDAN SIKILIYORDU. 

Hayatinin çoğunu geçirdiği savaş cephelerinden sonra Cumhurbaşkanı olarak geçirdiği yıllar ona bir tecrit yaşantısı gibi geliyor, çok sevdiği halkından ve sade bir vatandaş yaşamından uzaklaştığını düşünüyordu. 



13.PAPA`NIN TEMSİLCİSİNE ELBİSE 

Kıyafet Kanunu çerçevesinde tüm din adamlarının dini kıyafetleriyle sokağa çıkmaları yasaklanınca, Monsenyör Roncalli`ye kendi terzisi Kemal Milaslı eliyle bir koleksiyon hazırlattı. 



14.KENDİSİ TIRAŞ OLMAZDI 

Sabah kahvaltılarıyla arası hiç hoş değildi.Yataktan kalkar kalkmaz odasındaki divanin üzerine bağdaş kurarak oturur, günün ilk kahvesini sigarasını içerdi. Bir özelliği de kendi kendine tıraş olmamasıydı. 


0
2012-11-05T20:43:09+02:00





ASKERİ RÜŞDİYE'DE HANGİ DERSTEN TAM PUAN ALAMADI? 

Askeri arşiv, Mustafa Kemal’in Askeri Rüşdiye’nin dördüncü ve son sınıfında elde ettiği puanlara göre aldığı notları bir liste halinde muhafaza etmiştir: Son sınıfta bütün derslerde en yüksek notu (45 ya da 20 puan) almıştı; tek bir istisnayla: “İslam Tarihi” dersinde 45’e ulaşmasına iki puan kalmıştır. Bu talebenin 1922 yılında “Saltanat ve Hilafet” konularında Meclis’teki milletvekillerine bir saatlik bir tarih dersi vereceğini o günlerde kim bilebilirdi?



İKİ KURUŞA BİR MAŞRAPA İÇKİ

Mustafa Kemal Manastır’daki yıllarının karanlık bir yanını sonradan Hasan Reşit’e (Tankut, 1891 – 1980) şu sözlerle anlatmıştır:

"Küçük yaşta öksüz kaldım. Güçbela okudum. Daha çocukken içkiye dadandık. Fakat o zamanlarda da ben çok içmedim. Devamlı içtim… Yatılı askeri okula verdiler. Annem bana günde iki kuruş gönderirdi. Okulun kapıcısı borazan çavuşluğundan emekli bir hoca idi. Bu iki kuruşu ona verirdim. Kırk parasını o alır, kırk parasıyla teneke bir maşrapa içinde içki getirirdi."

İddiaya göre öğretmenleri durumdan haberdardı. Ona ceza vermeyi düşünmediler ama mezun ederken, içki içtiğini ve bunu kimden tedarik ettiğini bildiklerini, Harp Okulu’nda buna fırsat bulamayacağını ve bu alışkanlığından vazgeçmesinin iyi olacağını söylediler.




FRANSIZCA'SINI NASIL DÜZELTTİ?

Mustafa Kemal daha Selanik’teyken çok parlak olmasa bile çalışkan bir Fransızca öğrencisiydi fakat telaffuzla hep problemi vardı. İstanbul’un cemiyet hayatına geç adım atışı yüzünden belli yerlerde “o” harfinin yerine “u” koyan Rumeli ağzından tam olarak kurtulamamıştı. Arapça imlâda o/u/ö/ü harfleri arasında ayrım yapılmazdı; bu nedenle Türkçe’nin Latin harfleriyle yazımına geçildikten sonra bir notta “okudum” yerine “Ukudum” yazdığını da görürüz.

Selanik’teki tatil günlerini Lazaristler’in College des Freres de la Salle isimli okulunda Fransızca’sını düzeltmeye çalışarak geçiriyordu. Lazaristler aslen Ortodoks Bulgarlar arasında Katolik Kilisesi’ne, “kurtarılmış ruh” kazanmayı görev edinmiş misyoner bir mezheptir. Mustafa Kemal’in tatillerinde gönüllü olarak bu okula gidip ders çalışması hiç de alışılagelmiş bir davranış biçimi değildir.




GENÇ SUBAYLARIN ELİNDEN DÜŞÜRMEDİĞİ KİTAP

Harbiye’de Almanca dersini askerî öğrencilerin pek sevdiği Tahir Bey okuturdu. Goltz’un Das Volk in Waffen. Ein Buch über Heerwesen und Kriegsführung in unserer Zeit (1883 – Silah Altındaki Millet. Ordu ve Savaş Yönetimi Üzerine Bir Kitap) adlı kitabını yayımlandıktan hemen bir yıl sonra Türkçe’ye tercüme etmişti (Millet-i Müsellaha). Genç subaylar milleti tekrar yükseltme mücadelelerinde feyzaldıkları kitabı ellerinden düşürmüyor, onu bir Kuran gibi hatmediyorlardı. İsmet Paşa (İnönü) Edirne’de konuşlandığı dönemde eserin tercümesinden faydalanarak Almanca bilgisini geliştirmiştir. Kitabın etkisi Cumhuriyet döneminde de uzun süre devam etti. 1930 yılında basılan ve ileride ele alacağımız “Yurttaşlık Bilgisi” kitabı, Millet-i Müselleha’dan geniş alıntılar içerir.

Akaid-i Diniye ve İlm-i Ahlâk dersleri Harbiye’de başlangıçta yoktur ama 1900’den itibaren müfredatın ayrılmaz parçası haline gelirler. Askeri talebeler günde beş vakit namaz farzına mutlaka uymak mecburiyetindeydi. Padişah Ramazan’da talebelere bir iftar yemeği verirdi; bu yemekle beraber “diş kirası” olarak bir altın gelirdi.




HİÇ UÇAĞA BİNMEDİ!

Mustafa Kemal 1910 yılında Fransız güz tatbikatlarının gözlemcisi olarak Picardie’ye gönderildi… Büyük çaplı ilk Türk tatbikatı ise –Picardie’deki gibi 60 bin askerle- Mustafa Kemal’in vatanına dönüşünden hemen sonra Trakya’nın doğusundaki Lüleburgaz’da düzenlendi. Tatbikatın daha ilk gününden iki katlı bir uçak, alçak irtifada neredeyse trajediyle nihayet bulacak bir kaza atlattı. İki kişilik mürettebat yaralanmadan indi. Muhtemelen Mustafa Kemal kazanın tanığı olmuştu, çünkü sonradan trajedinin kıyısından dönülen bu olayın üzerinde bıraktığı etkiden söz eder. Atatürk havacılığın ateşli bir teşvikçisi olsa da kendisi hiçbir zaman uçağa binmemiş ve yılmadan tren, gemi ve otomobille seyahati tercih etmiştir. 1918’den sonra hiç yurtdışına seyahat etmediğinden kimse uçuş korkusunun farkına varmamıştır.

0