Cevaplar

2012-11-08T19:07:11+02:00
Selahattin eyyübi'nin sözü olması gerek. ama ben katılmıyorum. gerçeği kabul edemeyen zihniyetin bahanesi gibi geliyor bana. zira bir duruma ya da birine sabretmek, hiçbir şey yapmamaktır bir yerde.bu durum mücadele etmek gibi görülebilir fakat tamamen boyun eğmektir. ''sabrediyorum sabrediyorum bilmem ne bilmem ne'' bıdı bıdı sözleri hatırlayın.sabretmekten kasıt nedir? boyun eğmek mi, mücadele etmek mi?
*

(rushmo, 04.08.2008 12:29~ 12:30)

içselleştiğinde dünyanın değişeceğine inandığım,sadece benim inandığım değil belli boyutlarda da doğrulanmış önermedir.
ama gel gör ki her zamanki gibi "nasıl" sorusu vardır beynimde.
"karanlığın en koyu olduğu an şafağın en yakın olduğu an" mıdır gerçekten,yoksa yok mudur bu karanlığın sonu?
boyun eğmeyip mücadele etmeyi seçtiğinde bir ömür boyu yakanı bırakmayacak bedellerle baş etmeye çalışmak.. iyidir,hoştur da değecek midir?
sen koca bi ömrü heba etmişken uğruna ölmeyi göze aldığın insanlar senin arkandan neler söyleyecek,hatta ve hatta seni ihbar etmeyecekler midir???
"mücadele" tamam da nerde,nasıl,kimlerle,offff offffff......
yazarın kafası karışıktır...

(artık yeni birşey söylemek lazım, 04.08.2008 12:57)

sabrın bir kaç çeşidi olduğu göz önünde alınarak düşünelmesi gereken ifade -gibi durmakta-

“sabır ilk toslamada olandır.”*

sinirlerine hakim olmak gibi anlık sabır gerektiren durumlar da zaten dayanma süresi sınırlıdır. ve mücadele için de anlık refleks sözkonusudur.
hastalık gibi süreklilik arzeden oluşlara karşı sabır gerektiren durumlarda ise iki alternatif vardır; sabredip sineye çekmek ya da isyan edip küfretmek. hangisinin ne işe yarayacağı bakış açısına göre anlam kazanır tabi.

daha çok kâr için sabretmek, daha az zarar etmek için sabretmek, tevekkül amaçlı sabır, aktif sabır; hepsinde az çok mücadele etme zorunluluğu var.

(anka, 04.08.2008 14:58)

sabır edebilmek başlı başına bir mücadeledir. kişi zaman zaman öyle noktalara gelir ki her hangi bir zarar yol açabilir, yanlış şeyler söyleyebilir ya da yapabilir. işte o zaman sabredebilen insan en büyük mücadeleyi verebilen insandır.
korkudan pusmak-ezilmek değildir sabretmek.
0
2012-11-08T19:10:28+02:00

 

ÇATISINA YANINDAKİ ÜNLÜ ÇINARIN DALLARI DEĞEN KÖŞK, ÇINARIN DALLARINI KESMEMEK İÇİN RAYLAR ÜZERİNDE KAYDIRILDI.

21 Ağustos 1929 tarihinde Atatürk’ün talimatıyla yapımına hemen başlanan köşk, 12 Eylül 1929’da tamamlandı.

Konuya Araştırmacı Yazar Ahmet Akyol’un yayınladığı Atatürk ve Yalova isimli kitaptaki anlatımıyla açıklık getirelim. 

13 Eylül 1929 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde: “ Gazi Hazretleri’nin Yalova Millet Çiftliği’nde inşa edilen köşkü ikmal edilmiştir.” şeklinde konuyla ilgili haber yer almaktadır. 

Bu habere göre köşk, Atatürk’ün yapılsın dediği 21 Ağustos’tan 22 gün sonra tamamlanmıştır.

Ancak, bu köşkün tanınmasına sebep olan asıl olay, bulunduğu yerden biraz doğuya doğru kaydırılması oldu.

Atatürk, 1930 yılında, (olasılıkla Haziran ayı içinde), bir gün köşke gittiğinde, orada çalışanlar, yandaki çınar ağacının dalının köşkün çatısına vurduğunu, çatı ve duvara zarar verdiğini söyleyerek, çınarın köşke doğru uzanan dalını kesmek için izin istediler.

Atatürk ise, çınar ağacının dalının kesilmesi yerine, binanın tramvay rayları üzerinde biraz ileriye alınmasını emretti.

Bu görev, İstanbul Belediyesi’ne verildi.

O sıralarda, Belediye Fen işleri Müdürü Yusuf Ziya (Erdem) Bey’di.Onun direktifleriyle, Fen İşleri Yollar Köprüler Şubesi sorumluluğu üstlendi. Başmühendis Ali Galip (Alnar) Bey, yanına aldığı teknik elemanlarıyla Yalova’ya gelerek çalışmaya başladı.

Önce, bina çevresindeki toprak büyük bir dikkatle kazılarak, temel seviyesine inildi. İstanbul’dan getirilen tramvay rayları, binanın temeline yerleştirildi.Santim santim yapılan çalışmalar sonunda bina, temelin altına sokulan raylar üzerine oturtuldu.

Atatürk, zaman zaman bu çalışmaları izliyordu. O günlerde, Paris Büyükelçisi olan Fethi (Okyar) Bey, kendisini ziyarete geldi. Fethi Bey, hatıralarında bu ziyaret sırasında köşkte yapılan çalışmalarla ilgili olarak şunları anlatmıştır :

“...24 Temmuz 1930 günü öğleden sonra Gazi, beni otomobille Yalova’daki çiftliklerini gezdirdi. Araziyi, yapılan binaları ve altına kızaklar konarak bir küçük köşkün mevkiini beş on metre değiştirmek için nasıl çalışıldığını gördük. Sonra köşkün yanında kurulmuş olan eski sultanlara ait iki güzel çadırın içinde istirahat ettik. Çadırların her biri nefis sanat eseri idi. Biraz istirahattan sonra, otomobil ile Yalova kaplıcalarına döndük.”

Şehremaneti Fen Heyeti (Belediye Fen İşleri), 7 Ağustos 1929 Perşembe günü Yalova’ya bir gezi düzenledi. Bu geziye İstanbul’da bulunan bütün mimar ve mühendisler davet edildi. Köşkün yürütme çalışması, olasılıkla Atatürk’ün isteğiyle, mühendislerin önünde yapılacaktı.

8 Ağustos 1930 Cuma günü öğleden sonra saat 15 00 civarında, yürütme çalışması başladı. Bu çalışmayı Gazi Hz. (Atatürk), kız kardeşi Makbule (Atadan ) Hanım, Vali Vekili Muhittin (Üstündağ) Bey, Emanet Fen Müdürü Yusuf Ziya (Erdem) Bey, İstanbul’dan gelen mühendisler ve gazeteciler izlediler.


Köşkün yürütülme işlemi iki safhada yapıldı.

8 Ağustos 1930 Cuma günü, öncelikle yapının teras bölümü ( toplantı salonu olarak kullanılan, üç yanı camlarla kaplı bölüm) kaydırıldı. Geri kalan iki gün içinde de, ana binanın raylar üzerinde yürütülmesi işlemi tamamlandı ve bina, 5 metre kadar doğuya kaydırıldı.

Böylelikle köşk yıkılmaktan, çınar ağacı kesilmekten kurtuldu.

Gerçekte, burada önemli olan köşkün yürütülmesi değil, verilmek istenen mesajdı. Atatürk, Yalova’daki bir çınar dalını bahane ederek tüm kamuoyuna bir mesaj vermek istemişti. Yoksa, küçük bir binayı yıkıp, yerine yenisini yapmak çok daha kolaydı.

0