Cevaplar

2012-11-08T19:47:54+02:00

Her edebiyatın kendi bünyesi ve özelliklerine uygun nazım şekilleri vardır. Türklerin islâmiyet'i kabul etmelerinden sonra Türk edebiyatı Arap ve Acem (Fars) edebiyatlarının etkileri altına girmiş, bu arada bu iki edebiyatın nazım şekilleri de benimsenerek kullanılmaya başlanmıştır. Bunlara yanında milli nazım şekilleri olan dörtlüklerin de az çok değiştirilerek ve yeni adlar altında kullanıldıklarını görüyoruz.

 

Nazım şekilleri, eski edebiyat kitaplarında "Eşkâl-ı nazm" adı altında incelenirdi.

Arap ve İran (Fars) edebiyatlarında ve bu arada Türk edebiyatında nazmın en küçük birimi mısra'dır. Mısra'ları değişik kafiye düzeni içinde ve değişik sayılar da birleşmelerinden ayrı ayrı adlandırılan nazım şekilleri ortaya çıkmıştır.

Nazım biçimlerine geçmeden önce bazı kavramları bilmekte yarar var.

Mısra

Mısra 'Arapça'da "kapı kanadı, çadır kapısının iki yan parçası" anlamlarına gelir. Nazım terimi olarak da mısra, tam bir aruz kalıbıyla söylenmiş olan beytin yarısına denir. Ya da daha geniş bir anlamda bir nazım parçasını oluşturan her bir satıra mısra adı verilir.

Araplarda ev çadırdır. Çadır kapısının iki yanının bir çadırı meydana getirmesi gibi nazımda da iki mısra bir beyti oluşturur. Bazen nazmın içinde göze çarpan güzelliği ve anlamın dolgunluğu ile dillerde dolaşan bir mısra atasözü gibi kullanılmaya başlar. Böyle mısra'lara Mısra'-ı berceste "sıçramış, fırlamış mısra" adı verilir:

Âvâzeyi bu âleme Dâvud gibi sal 
"Bakî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş" (Bakî)

Çeşm-i insaf kadar kamile mizan olmaz
"Kişi noksanını bilmek gibi irfan olmaz"     (Bursalı Talip)

"Eğer maksûd eserse mısra'-ı berceste kâfidir"
Aceb hayretdeyim ben Sedd-i iskender hususunda (Koca Râgıb Paşa)

Miyân-ı güft-gûda bed-meniş îhâm eder kubhun 
"Şecât'at arzederken merd-i kipti sirkatin söyler"   (Koca Râgıb Paşa)

Yukarıdaki tırnak içine alman mısra'lar birer mısra'-ı berceste'dirler. Berceste sözü aynı zamanda bir şiir ya da bir fikri övmek için de kullanılır: Şi'r-i berceste, fikr-i berceste gibi.

Bir manzum parça içinde olmayan veya öteki mısra'lan bütünüyle unutulan, anlamı kendi içinde tamamlanan ve mısra'-ı berceste gibi dillerde dolasan tek mısralaraMısra'-ı âzâde ya da sadece Âzâde denir. Dr. Abdülhak Molla'nın kapısı üzerine yazdırdığı:

"Ne ararsan bulunur derde devadan gayrı"

Kırımlı Rahmî'nin:

"Gün doğmadan meşîme-i şebden neler doğar"

mısraları bu tür âzâde mısra'lardandır. Berceste ve âzâde mısra'ları birbirinden ayırmak oldukça zordur. Bu yüzden edebiyat kitaplarında birinin diğeri yerine kuljanildiği çok görülmüştür.

Ayrıca bir beytin anlam bakımından birbirine bağlı olmayan ya da çok uzak bir anlam ilişkisi bulunan iki mısra'nın her birine Âzâde adı verilmiştir:

"Fikret-i hatt-ı yâr var serde" 
"Arzû-yı bahar var serde"          (Nazîm)

Beyit

Beyt Arapça'da "çadır, ev, oda" anlamlarındadır. Nazmda iki mısra bir beyti oluşturur. Beytin ilk mısra'ına Sadr, ikincisine Acûz denir. Bir beytin mısraın birleşmesi gerekli, ama yeterli değildir. Ayrı vezinlerde iki mısra bir beyit halinde birleşemez. Beyt eski kitaplarda çok kere "şi'r" ile eşanlamlı kullanılmıştır.

İki mısra'ı birbirine kafiyeli olan beyitlere MukaffaMusarrâ veya Matla'; mısraları kafiyeli olmayan beyitlere de Müfred ya da Ferd" adı verilir:

Dağıtdun hâb-ı nâz-ı yârı ey feryâd neylersün 
Edüp fitneyle dünyâyı harâb-âbâd neylersün    (Şeyhülislâm Bahâyi)

Meyhâne mukassi görinür taşradan ammâ
Bir başka ferah başka letâfet var içinde           (Nedim)

Yukandki beyitlerden birincisi matla', ikincisi ise mısraları kafiyeli olmadığı için müfred'dir.

Matla sözü daha çok kaside ve özellikle gazelin iki mısra'ı birbiriyle kafiyeli olan ilk beyitleri için kullanılmıştır. Kasidelerde bu matla'dan başka kasidenin içinde söylenen iki mısra'ı kafiyeli beyitlere de matla' adı verilmiştir. Ayrıca müretteb divanlann sonunda toplanan tek beyit ve mısra'lara da müfred denmiş ve bunlar Müfredat adı altında biraraya getirilmiştir.

Eski edebiyatımızda her beytin bir anlam bütünlüğü vardır. Beytin anlamı kendi içinde tamamlanır. Ama çok az görülmekle birlikte bu kaidenin dışına çıkıldığı da olmuştur. Böyle, bir nazım parçasının içinde anlamı kendi içinde tamamlanmayıp alttaki beyitlere de geçen beyitlerin her birine Merhûn adı verilir. Nefi'nin Sultan Ahmed vasfında söylediği ve Edirne şehrini anlattığı kasidesinin bazı beyitleri bu tür merhûn beyitlere iyi bir örnek sayılabilir. (Prof.Dr. Haluk İpekten, Eski Türk Edebiyatı Nazım Şekilleri)

0