Cevaplar

2012-11-09T22:34:19+02:00

Divan edebiyatının geniş kitlelere yayılmasında önemli çalışmaları olan İskender Pala, yine bu bağlamda bir bakıma Divan edebiyatının romanı demek olan Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk (L&M Yayınları, İstanbul 2003)‘ı yayınladı. Bu roman, kamuoyunda geniş bir ilgi gördü. Hem içeriği hem de kurgusal yapısıyla belli bir öneme sahip olan bu roman hakkında dikkatimizi çeken özellikler şöyle:
Anlatıcı: Roman, roman kişilerinden biri olan Leylâ ve Mecnun figürü tarafından anlatılmış. Bir bakıma hatıraları, başından geçen maceraları, onun ağzından aktarılmış. Yani özne anlatıcı tipi egemen. Eser, aşk konulu bir kitaptır. Romanın temel amaçlarından biri de aşkı vermektir. Dolayısıyla olan bitenin aşkla özdeşleşmiş olan kitabın gözünden, duygularından, yaşantılarından sunulması yazara kolaylık sağlamış.
Konu: Romanda ana hatlarıyla Kanunî’nin Bağdat’
ı fethinden Tanzimat sonrasına kadarki zaman süreci içinde genelde Osmanlı devletinin, özelde ise Leylâ ve Mecnun mesnevîsinin başına gelenler konu edilmektedir.
İzlek (Tema): Romanın felsefî ve siyasî mahiyette iki ana izleği var.
Felsefî açıdan romanın ana izleği, hayatın, dünyanın her şeyin özünün aşk, sevgi, mana ve ruh olduğudur. Buna bağlı olarak insanın biyolojik varlığı, tensel hazları, maddî ihtiyaçları adına manevî ve ruhî değerlerini, saf sevgiyi bir tarafa atmaması üzerinde duruluyor. Romanda aşkın beşerî ve ilâhî her çeşidi üzerinde durulmakla birlikte esasta aşkın fedakârlık boyutu çok fazla öne çıkarılıyor. Yani gerçek âşık, kendini sevdiğinde fanî eden, kendini hiç hesapsız bütünüyle sevdiğine veren, ona teslim olandır ve kendinden vazgeçen, gerçek âşıktır.’ iletisi veriliyor. Yazar, Fuzulî’nin kılavuzluğunda aşkın ne olduğunu anlamaya ve tanımaya dönük bir yolculuğa çıkmış.
Siyasî izleği ise, bir devletin ayakta kalabilmesi için zamanın gereği olan bilimsel, teknolojik gelişmişlik düzeyine sahip olması, millî birlik ve bütünlüğünü koruması, en önemlisi de iç ve dış düşmanların işbirliği ile kurulan gizli ve sinsi tuzakları, tezgâhları boşa çıkarıcı, bertaraf edici tedbirleri almasıdır.
Romanda ‘Babil Cemiyeti’ adlı gizli bir örgüt vardır. Bu örgüt, önceleri bilimsel bir amaçla kurulmuş; zamanla siyasî, entrikacı ve menfaatçi bir amaca yönelmiştir. Belli başlı devletlerin üst kademelerinde bu örgütün üyeleri vardır. Ülkemiz yönetiminde çoğu zaman hainler, yabancılarla ve düşmanlarla işbirliği içinde olanlar, Türk-İslâm düşmanı sinsi kişiler olmuş ve milletimiz, bu hainlerin yönetiminden çok çekmiştir.
Buradaki BC’ne de böyle kurumsal bir işlev yüklenmiştir. Yazar, Hürrem Sultan’
ın Osmanlı devletine verdiği zararları, BC adına casusluk ve hainlik çalışmalarını, devleti içerden çökertme çalışmalarını anlatır ve şöyle bir yorum yapar: “46 yıl saltanat süren Kanun Koyucu acaba BC’den haberdar olsaydı, onca yıl koynunda besleyip bağrına bastığı kadınını toprağın altında da kucaklamak ister, bu kadar yakınına gömdürtür, onun için ayrıca bir kanun konulmasını ister miydi?!”(s.123)
Bununla yazar, her zaman, her devlette var olan gizli bilgilere sahip gizli teşkilâtların olabileceğine, günümüzde de küreselci mahiyette, dünyaya hâkim olmak isteyen ‘Evrenin Şövalyeleri’, ‘Kutsal Haç Kurbanları’ gibi Yahudî ya da Hıristiyan kökenli ve Türkiye’yi de tehdit eden gizli tarikat biçiminde örgütlenmiş teşkilâtların varlığına işaret ediyor.
Yazar, romanının pek çok bölümünün sonunda Leylâ ve Mecnun mesnevîsinin temsilci kişiliğinde Mecnun’un Leylâ’ya olan acılı ve hasretli aşkını dillendiren ve izleği besleyen ana örge ifadelerine yer verir. Bu ana örgeyi romandan aldığımız şu ifadelerle örneklendirebiliriz:
“Ve ben Kays, çöllerin nadide lotusu Leylâ’nın âşıkı, günler ve geceler boyu dua ettim bağrıma Leylâ yazılsın diye.”(s.40), “Ben Kays!.. O muhteşem köle!... Ve sultanım Leylâaaaaaaa!...” (s.55), “Leylâaaaaa!..”(s.66), “Ben Amiroğullarından Mülevvah’
ın, kaderi hazin yazılmış şehzadesi Mecnun. Efendim Fuzulî’nin kölesi; onun kitabında yaşıyorum. Ve sen, nerdesin Leylâaaa?!” (s.78), “Leylâ!.. Seni aramak için yazık ki iradem elimde değil. Beni getiren de, gönderen de; satan da alan da başkası. Ben sana gelemiyorum bari sen getirt; sana satılamıyorum, bari sen al!..”(s.87), “Leylâ!.. Yokluğunda alnıma lânetler koyanlardan kurtar beni.” (s.95)
Yan izlekler: Devlet yöneticilerinin sanatçıya, edebiyatçıya, bilim adamına önem vermesi gerekir. Nitekim bu izleği sergileyen pek çok bölüm var. Kanunî, Bağdat’
ı fethedince nişancı Celâlzade Mustafa, kütüphaneyi teslim almaya geldiğinde Fuzulî’yi orada görünce çok şaşırır. Daha önceden şiirlerinden tanıdığı bu fakir şairi arayıp bulmayı ve onunla görüşmeyi tasarlıyordu. Bu mutlu tesadüfe çok sevinir ve onunla uzun uzun şiirden, sanattan, kültürden konuşurlar. Nişancı, Fuzulî’yi konağında ağırlar, ona saygılı davranır. Burada Osmanlının bir maliye memurunun şiire ve şaire; yani kültüre değer vermesini zikretmesi günümüz bürokratlarına dolaylı bir eleştiriyi de getiriyor. Günümüz idare adamlarının sanat ve kültüre kayıtsızlığına zımnî bir göndere var.
Kişiler Kadrosu: Roman, kişiler kadrosu bakımından oldukça kalabalık. Devlet yöneticileri, şairler, sanatçılar, bilginler, hırsızlar, katiller gibi pek çok türde insan var.lıntı

0
2012-11-09T22:36:24+02:00

Roman, kişiler kadrosu bakımından oldukça kalabalık. Devlet yöneticileri, şairler, sanatçılar, bilginler, hırsızlar, katiller gibi pek çok türde insan var.

0