Cevaplar

En İyi Cevap!
2012-11-11T15:25:56+02:00

Onun sağduyusu ve taşıdığı yüksek onur duygularının bir örneği aşağıdaki olayda görülür

O, daha Selanik'te bulundukları sırada oğlunun, kendi evinde, II inci Abdülhamit yönetimine karşı çalışan bir takım arkadaşları ile yaptığı toplantıda nelerle uğraşıldığını öğrenince, padişaha karşı çalışmanın sonuçlarından ürkmüş, ancak Mustafa Kemal'in işi kendisine anlatması üzerine sorunu kavrayıp " gizli şeyleriniz varsa ben saklayayım, muvaffak olmak zordur, mahvolmak daha tabiidir " dedikten sonra şöyle konuşmuştur :

 evlâdım bir gün bu işler olduktan sonra seni namus ve haysiyet sahibi olanlarla görmezsem işte o zaman meyus olurum Ben senin kadar okumadım, senin kadar bilmem, seni gördüğün, anladığın şeyleri yapmaktan menetmeye kalkışmam, yalnız dikkat et, esas muvaffak olmaktır, muvaffak olmaya çalış "

Selanik, Yunanlıların eline düştükten sonra kızı Bayan Makbule (Ata'dan) ile İstanbul'a gelen Zübeyde Hanım millî mücadele sırasında binbir merak ve heyecan, ancak büyük kıvanç duyguları içinde İstanbul'da kalmış ve Ankara'ya gitmiştir

Kalbinden hasta bulunduğu için Ankara'da kalması uygun görülmemiş ve zaferden sonra İzmir'e gönderilmiştirOrada 1923 yılında vefat etmiştir


Atatürk'ün babası Ali Rıza Efendi, Selânik yerlilerindendi Uzak dedeleri Vidin'den ayrılarak Serez'de yerleşmişler, oradan da Selânik'e gelmişlerdi Ali Rıza Efendi, önce Selanik'te evkaf kâtipliği yapmıştır Atatürk, onu az hatırladığını söylemekle birlikte zekâ ve azmini anar, modern düşünceli bir kimse olduğunu söylerdi

1876 da Sırbistan'la savaş başladıktan sonra Selanik'te gönüllülerden bir "Asakiri Milliye" taburu kurulmuş ve Ali Efendi orada mülâzımı evvel (Üsteğmen) olmuştur


II Abdülhamid'in vehmi üzerine bu ve buna benzer birlikler dağıtıldıktan az sonra Ali Efendi'nin evkaftan çekilip rüsumat memuru olduğu anlaşılıyor Daha sonra özel hayata atılıp kereste tüccarlığı yapmıştır

Atatürk'ün Selanik'te doğduğu evden ailenin orta halli, hatta bundan az üstün durumda olduğu anlaşılmaktadır 

XIX uncu yüzyılda hele taşralarda kayıtlar pek eksik olduğundan onun doğum günü bilinmemektedir O, Rumi 1286 yılında doğmuş olarak kayıtlı olduğuna göre 1880 veya 1881 de doğmuş demektir Adı Mustafa idi

19 Mayıs 1932 de Bay Reşit Saffet Atabinen'in kendisine " Doğum gününüzü kutlarım " yollu bir telgraf çekmesi, Atatürk'ün hoşuna gitmişti Bundan az sonra Temmuz 1932 de Türk Tarih Kurumu'nun ilk kongresi sırasında Aydın Halkevi'nin tarih, dil, edebiyat komitesinin bir " Gazi Günü " kabul etmek istediğini söyleyip ona doğum gününü soran öğretmene Atatürk : " Bana onu sormayınız, ben doğduğum günü bilmiyorum " der ve "Gazi Günü" olarak da : " Samsun'a çıktığım günü " yapınız sözünü eklemiştir

1 5 1
  • Eodev Kullanıcısı
2012-11-11T15:26:13+02:00

Annesinin ölümüyle ilgili gördüğü rüya 
Trenle çıktığı yurt gezilerinden birinde uyumaktaydı Gördüğü kabus gibi rüya yüzünden kan ter içinde uyanır Bir sigara yakar ve zile basarak kompartımanındaki hizmetine bakan Ali Çavuşu çağırıp: 
"Gördüğüm rüya canımı sıktı" der Ali çavuş : 
"Hayırdır paşam" deyince Atatürk de rüyasını anlatır: 
"Pek hayır olacağa benzemiyor Kırlık bir yerdeymişiz Her taraf yeşillik Birden bire bir sel geliyor, annemi alıp götürüyor Endişe ediyorum Yaverlere söyle, İzmir'e telgraf çekip annemin sağlık durumunu sorsunlar 
" Ve acı haber, kısa bir süre sonra yaveri Salih'in yolladığı şifreli telgraf ile gelir Atatürk telgrafın şifreli olduğunu görünce hemen " Annem öldü değil mi " der Annesinin cenaze törenine katılamaz ve yurt gezilerini kesmeden vatan hizmetine devam eder

Salih Bozok'un intihar edeceğini rüyasında gördü 
Salih Bozok Atatürk'ün yaverliğini yapmış, Atatürk'e candan bağlı adeta Atatürk'ün sırdaşı denebilecek yakınlıkta biriydi Atatürk sağlığında onunla ilgili gördüğü rüyasını Salih Bozok'a anlatmıştı: 
"Büyük bir otelin salonunda oturuyormuşuz Yanımda sende varmışsın Salonun bir köşesinde bilardo masası varmış Masanın başında, arkası bize dönük olan bir zat oturuyor Tam bu sırada odanın kapısı açıldı ve iri yarı 30 kadar adam içeri girdiler Bunlardan biri eline bilardo masasından bir ıstaka alarak masanın önünde oturan benim teşhis edemediğim zatın omzuna bütün kuvvetiyle indirmeye başladı 
Omzuna vurulan zat ayağa kalkarak, kendini müdafaa etmekte ve "Bana niye vuruyorsun" diye hiddetle haykırmaktayken, sen bana göz ucu ile ne yapmak lazım gibisinden baktın Ben sana sakın kıpırdama manasına gelen bir işaretle sükunete davet ettim Bu sırada eli ıstakalı adam, bize doğru yaklaşarak karşımızda tehditkar bir vaziyet aldı 
Bu sefer Salih sen yine müdahale etmek istedin Ben sana sus işareti verdikten sonra, o azılı adama dönerek 
"Sen kimsin ne istiyorsun" diye sordum 
Adam bu suale cevap vereceği yerde, cebinden bir tabanca çıkartarak iki kurşun sıktı Biri bana, öteki sana Sonra adam bize "Kalkın dans edelim" emrini verdi İkimizde kalkıp onun huzurunda dans ettik" 
Bilindiği gibi Atatürk'ün ölümünden sonra Salih Bozok tabancasıyla intihar etmiş ancak kurtarılmıştır 
Atatürk'ün gördüğü son rüya 
26 Eylül 1938 tarihinde Atatürk, rahatsızlığı ile ilgili olarak ilk defa hafif bir koma atlatmıştı ProfAfet İnan, olayı şöyle anlatıyor: 
O geceyi rahatsız geçirdi İlk komayı o zaman atlatmıştı Ertesi sabahki açıklamasında : 
"Demek ölüm böyle olacak" diyerek uzun bir rüya gördüğünü anlattı 
Salih'e söyle, ikimiz de kuyuya düştük, fakat o kurtuldu" dedi 
Atatürk'ün burada "kuyuya düşme" sembolü ile gördüğü rüya vizyonu, kendisinin de söylediği gibi ölümünün habercisiydi Salih Bozok'un kuyudan kurtulması ise, Atatürk'ün vefat ettiği gün, buna çok üzülen Salih Bozok'un intihar etmesi sonucu kurtarılmasını simgeliyordu 
Bu Atatürk'ün gerçekleşen son rüyasıydı

1 2 1