Cevaplar

2012-11-13T21:13:35+02:00

doğruluk, hakikat olarak da kullanılan felsefe terimi ya da kategorisi. Felsefenin bütün gelişim aşamalarında, felsefe içi tartışmalarda ve tanımlamalarda belirleyici bir konu başlığı olarak yer almıştır. Dolayısıyla genel bir tanımı olmaktan çok, her felsefe eğiliminde ya da okulunda farklı şekillerde tanımlanışları söz konusudur. Yine de genel bir tanımlama yapılacak olursa, Doğruluk ya da Hakikat,gerçek’ten ya da gerçeklik’ten ayrı olarak belli bir gerçekliğin düşünsel ya da zihinsel olarak temsil edilmesi ve temsilin gerçeklige uygun olması halidir diyebiliriz. Bu son derece sorunlu bir tanımlamadır söz konusu felsefe-içi tartışma bağlamında; özellikle de günümüz felsefe tartışmalarının ya da bu tartışmaların sonuclarının boyutları dolayısıyla.

Her felsefe eğilimi ya da akımı belli bir epistemolojik model kullanmakta ve dolayısıyla Doğruluk kategorisi buna göre farklı niteliklerde ele alınıp değerlendirilmektedir.

Çok genel olarak, doğruluğun, felsefe bağlamında epistemolojik ve ontolojik olmak üzere iki ayrı bağlamda ele alındığını belirtmek mümkündür.

Epistemelojik olarak doğruluk, bilgi etkinliğinin temel bir kavramıdır ve bilgiyi bilgi olmayan biçimlerden ayırmak üzere kullanılır. Doğrulanabilir ya da yanlışlanabilir olan bilgi düzleminde ele alınır. Doğruluk, doğrulanabilir bilginin kuramsal ifadesidir. Buna göre doğruluk varolana dair bildirimde bulunan özneyle birlikte mümkündür. Özne-nesne ilişkisi bağlamında yer alan ve öznenin nesneyi bilişinin niteligini belirten bir kategoridir. Ontolojik doğruluk kavramı ise, doğruluğu varlığın özüyle özdeş olma hali olarak ele almak anlamına gelir. Burada bilginin doğruluğunun bir özne-nesne ilişkisi sorunu değil varlığın özüyle ilgili oldugu varsayılır.

Doğruluğun bir uygunluk hali mi, bir tutarlılık konusu mu, yoksa bir uzlaşım sorunu mu olduğu üzerine önemli kuramsal tartışmalar Platon’dan beri süregelmektedir, ve postmodern durum içinde bu tartışmalar yön değiştirmiş ve yeni bir boyut kazanmıştır. Genel geçer bir tanımın ötesinde, Felsefe tarihi içinde epistemelojik alandaki gelişmenin ayrıntılı bir dokümantasyonu ortaya konulmaksızın yeterli birdoğruluk ya da hâkikat tanımına ulaşmak olanaklı değildir.

1 1 1
2012-11-13T21:14:38+02:00

Felsefe târihi boyunca Mantık çoğu zaman başka disiplinlerin altında ele alındı; kabaca söylersek: Antikçağ’da ontolojinin, Ortaçağ’da ontoloji-teolojinin, Rönesans ve sonrasında bilgi kuramının altında ele alındı. On dokuzuncu yüzyıldan sonra da psikolojinin, sosyolojinin ve matematiğin bir alt disiplini olarak görüldü. Bu indirgemeci yaklaşımlardan her birinin de kendince doğruluk taşıdığı düşünüldü. Bu yaklaşımların en uç örneklerinden birini de Ernst von Aster, Bilgi Teorisi ve Mantıkisimli kitabında ortaya koydu; bakınız ne diyor: “Bilgi teorisi, adından da anlaşılacağı gibi, bilmek’le ilgilidir, bilme’nin bilimidir. Buna karşılık mantık, düşünme’nin bilimidir. Ancak, düşünmek, bilmenin belirli bir biçimi, belirli bir türüdür. Bundan dolayı da mantık, bilgi teorisinin bir bölümüdür.” Bana sorarsanız tüm bu sayıltıların en temel nedeni mantık ile Mantık arasında bir ayrım yapılmaması ve buna bağlı olarak birtakım refleks değerlendirmelerin yapılmasıdır. İmdi bu sayıltıların aşılmasına katkı sağlamak ve bâzı mantık tartışmalarını çözüme bağlamak için işe ilk önce Mantık ile bilgi kuramı arasındaki ilişkilere bakarak başlamak hem gerekli hem de faydalı olacaktır:

2 1 2